OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE İLMİYE-HARBİYE YA DA O.R.D.U.-A.K.P.F. KAVGASI

Kategori: YORUM

14 Haz 2009

babil 128-128Ortada bir kavga var. Taraflardan biri bariz bir şekilde belli; ORDU. Artık diğer tarafın kim olduğunu da Taraf Gazetesinde yayınlanan “A.K.P. ve Gülen’i Bitirme Planı” başlıklı haberden sonra biliyoruz; A.K.P VE FETHULLAHÇILAR. Yazının bundan sonraki kısmında taraflar arasında denge kurma adına Orduyu O.R.D.U. , diğer tarafı da A.K.P.F. şeklinde belirteceğim.

HARBİYENİN (O.R.D.U.) İKTİDARI

Mesele özetle şudur; ortada bir iktidar kavgası var. 80 Yıllık bir iktidarın karşısında kökleri daha eskiye uzanan bir rakip var artık. Unutulmamalı ki Türkiye Cumhuriyeti devleti askerler tarafından kurulmuştur. Kimse kalkıp devrimin halk tarafından yapıldığını iddia etmesin. Osmanlı Devletinin son zamanlarında halkın devrimci bir bilince sahip olmaktan uzak olduğunu biliyoruz. Halk, o zamana kadar süregeldiği gibi “teba” olmanın ötesinde bir varlık teşkil etmez. Allah (ve onun yeryüzündeki temsilcisi halife) için doğar, yaşar, savaşır, vergi öder ve ölürdü (şehitlik kavramı). Asla ve asla özgür olduğunu iddia edemeyeceğimiz gibi özgürlük gibi bir kaygısı da yoktu. Özgürlük kavramının Osmanlı kültürüne girişi Avrupa’ya eğitim için gönderilen genç askerler sayesinde olmuştur. (Bu cümleden “gidenlerin hepsi askerdi” sonucu çıkmamalı) Ve ardından tarihin rüzgarıyla talihin rüzgarı birleşince Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları tarafından yeni ülke kurulmuş ve adı da Türkiye Cumhuriyeti konmuştur. İşin bu kısmı tarih konusuna girdiği için üzerinde fazla durmayacağım. Biliyoruz ki Türkiye Cumhuriyeti Turgut Özal’a kadar asker kökenli cumhurbaşkanları tarafından yönetilmiştir. Başlı başına bu bile “80 yıllık iktidar” olgusunu doğrular niteliktedir.(Tabi İttihat ve Terakki dönemini saymadım)Hatta unutulmamalı ki Turgut Özal dahi 1980 darbesi sonrasındaki siyasi yasaklar döneminde asker tarafından önü açılarak başbakan olmuştur. Her ne kadar “Sivil Cumhurbaşkanı” sıfatına sahip olsa da siyasi hayatında askerin belirleyiciliğini unutmamakta fayda var. Aslında gerçekleştirdiği açılımlar Turgut Özal’ın değil O.R.D.U.’nun açılımlarıdır. Diğer taraftan Süleyman Demirel cumhuriyet tarihinde eşi görülmemiş bir şekilde, neredeyse tek parti döneminden bile daha uzun bir süre iktidarda kalarak sözünü ettiğimiz O.R.D.U.’nun önde gelen politik aktörlerinden biri olmuştur. Son olarak Ahmet Necdet Sezer’in politik duruşuyla ilgili yorum yapmaya gerek bile yok. Sözü geçen cumhurbaşkanlarımızın (rahmetli Özal hariç) günümüzde yaşanan kavgada O.R.D.U.’dan taraf oldukları bariz bir şekilde bellidir.
HARBİYENİN(O.R.D.U.) İLMİYE(A.K.P.F.) VE SERMAYEYİ TASFİYESİ

Gelgelelim kavganın ikinci tarafına; A.K.P.F. Burada F harfi üzerine farklı bir yaklaşımda bulunmakta fayda var. Ben derim ki F’yi sadece Fethullah Gülen olarak görmeyiniz. Birazdan değineceğim. Ama önce A.K.P. ve Fethullah Gülen arasında kurulan bağın sadece yüzeysel bir dindarlık ekseninde değil tıpkı O.R.D.U.’da olduğu gibi tarih perspektifinde aranmasında fayda var. O.R.D.U. biraz önce değindiğimiz gibi Osmanlı Ordusunun birebir devamıdır. Devletin ismi değiştikten sonra bile aynı komutanlar tarafından yönetilmiştir v.s. Osmanlıdaki diğer egemen unsurların ulema ve esnaf (sanayileşmeyle birlikte “sermaye”) olduğunu düşünürsek tıpkı orduda olduğu gibi bu iki unsurun da Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra devam etmesini beklersiniz. Ve fakat yeni devletin kurucuları eski devletin kötüye gidişinden sorumlu tuttukları bu iki unsuru tasfiye ettiğinden bağlantıyı kurmakta biraz zorlanabiliriz. İlk olarak bilindiği üzere Osmanlı ekonomisinde hakim sınıf gayri müslimler yeni kurulan ulus-devletin asli unsurlarından sayılmadığı için safdışı edilmişlerdir. Gerek kapitulasyonlarla ekonomik açıdan Osmanlıyı felç eden, gerek milliyetçi isyanlarla balkanlarda sürekli bir anarşiye sebep olan ve eski devleti zayıflatıp çökerten unsurlarla dindaş olan bu unsurun safdışı edilmesi bu topraklarda tutunacak dallarının kalmamasıyla birlikte kolay olmuştur. Son darbeyi 6-7 Eylül olaylarında yiyen gayri-müslim azınlık ülkeden kaçmak zorunda bırakılarak safdışı edilmiştir. Tabi yerine yeni devletin sermaye sahibi olmalarına izin verdiği başkaları geçecektir bu ayrı bir tartışma unsurudur.
Ve ulema yani Osmanlının mekteplileri. Dönemin Avrupa’da eğitim almış (tekrar hatırlatmakta fayda var, çoğu askerdi) Yeni Osmanlılarının kapıldığı çağdaşlaşma (batılılaşma) akımının önündeki en önemli engel, köklerini dinden (doğudan) alan Osmanlı ulema sınıfıydı. (Bunu kurulan yeni devletin çocuklara okuttuğu ders kitaplarında açıkça görmek mümkündür, ulema aleni bir şekilde aşağılanmaktadır.) Fakat Osmanlının içerisinde bulunduğu savaş ortamından dolayı söz söyleme hakkını ellerine geçiren askerler yeni devlet kurulduktan sonra aşamalı olarak bu sınıfı da tasfiye etmişlerdir. (Ve hatta latin alfabesine geçilerek bir gecede neredeyse bütün ulema yazı yazamaz, yazılanı okuyamaz hale getirilmiştir.)
O.R.D.U.’NUN İLK TAVİZİ VE FETHULLAHÇILARIN DOĞUŞU

Diğer taraftan ahalinin dinle olan bağlantısı düşünürsek her ne kadar halifelik lağvedilmiş olsa da yerine laik sistemde yeri olmayan bir şekilde Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuş ve hatta bu kurumun başkanlığı bir dönem Said-i Nursi’ye teklif edilmiştir. (Burada bilmeyenler için şunu hatırlatmakta fayda var; bu gün Fethullahçılar denen gurup Said-i Nursi’nin kurucusu olduğu Nur cemaatine mensupturlar.) Buradan da anlaşılacağı üzere yeni cumhuriyetin kurucuları için ulemayla başetmek sermayeyle başetmek kadar kolay olmamıştır. Yeni devletin asli unsuru olan halk dindardır ve yüzyıllardır din konusunda bir “yol gösterici”-mürşid- geleneğine sahiptir. Bu sebepten dolayı Hilafetin kaldırılmasının ardından kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı laik bir devlet için aslına bakarsanız taviz vermekten başka bir şey değildir. Ve günümüzde 80 yıllık iktidarın karşısında tehdit unsuru olarak görülen Fethullah Gülen bu ilk tavizin meyvesidir. Kendisi Diyanet kökenli bir vaizdir.
İKİNCİ TAVİZ VE A.K.P.

İkinci taviz O.R.D.U.’nun çoğulcu demokrasiye geçiş denemesinin başarısızlığı sonucunda gelmiştir. Adalat Partisi ve onun az da olsa din eksenli söylemi karşısında hezimete uğrayan O.R.D.U. (o dönemde siyasi arenada C.H.P. ismini kullanırdı.) iktidarı muhafaza etmek adına bir başbakanı idam ettirmiş ve ardından meydana gelen gerilimi hafifletmek için İmam Hatip tavizini vermiştir. Ve bu ikinci tavizin meyvesi Recep Tayyip Erdoğan.
Gerek Fethullah Gülen’in yurt içi ve yurtdışında eğitimle ilgisi, gerek Recep Tayyip Erdoğan’ın aldığı eğitime-İ.H.L.- yaptığı vurgu sanırım çatışmanın öteki unsuru, tarihin derinliklerinde kalan ismiyle “ulema” sınıfının bitmediği veya bitirilemediğini tezini güçlü kılmaktadır. Dolayısıyla tarih kesintiye uğramaksızın akışını sürdürürken O.R.D.U. ve A.K.P.F. ‘nin kavgası tarihin derinliklerinden gelerek günümüzde devam etmektedir. Sanırım şu sıralar dengede bir değişim söz konusu. A.K.P.F. tarafından ERGENEKON diye adlandırılan süreç O.R.D.U.’nun elinin kolunun giderek daha da bağlandığını göstermekte. Örneğin O.R.D.U. ‘nun uzmanı olduğu ve geçmişte sık sık kullanarak kitleleri yönlendirdiği “psikolojik harp” A.K.P.F. tarafından bu gün daha iyi kullanılmakta.
ADIM ADIM İLMİYENİN(A.K.P.F.) ZAFERİNE DOĞRU

Ve gelgelelim bu denge değişikliğinde göze çarpan enteresan bir raslantıya. Yukarda bahsettiğimiz gibi 80 yıl önce iktidarı ele geçirerek yeni bir devlet kuran O.R.D.U.’nun yurtdışında eğitim almış, batı aydınlanmasını yerinde yaşamış askerleri vardı. Bu gün ise başörtüsü yasağı ve İmam Hatip Liselerine uygulanan katsayı problemlerinden dolayı pek çok İmam Hatip öğrencisinin yurtdışında eğitim aldığını biliyoruz. Diğer taraftan Fethullah Gülen’in yurtdışındaki okulları da malumunuz. Yani tarih tekerrür ediyor, devlet yine el değiştiriyor.
PEKİ YA “TEBA”NIN DURUMU?

Ahmet Altan’ın 08.06.2009 tarihli “Laiklik Böyle mi Kokuyor?” başlıklı yazısından bir alıntıyla “teba”nın durumunu özetlemekte fayda var;
“…Sanki kimse rahatsız olmuyor. Bütün bir seçim kavgaları arasında bir tek aday çıkıp da “sizi bu kokulardan kurtaracağım” demedi, tek bir seçmen çıkıp da “bizi bu kokulardan kurtaracak mısın” diye sormadı. “Laikliği konuştular, şeriatı konuştular, Atatürkçülüğü” konuştular. Halbuki laiklik de, şeriat da, Atatürkçülük de aynı kokuyordu. Hiçbirine oy vermedim. Biri çıkıp da, “Kadıköy, insanları utandırmayacak biçimde kokacak, eski kokularına kavuşacak, sizi bu kokudan kurtaracağım” deseydi ona oy verirdim. Fikrinin, inancının ne olduğuna bakmazdım bile. Bana bir insan gibi yaşama hakkını vermesi yeterdi… “

OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE İLMİYE-HARBİYE YA DA O.R.D.U.-A.K.P.F. KAVGASI için 1 Yorum

Avatar

BU KALP SENİ UNUTMAZ T.S.K. - BABİL

Kasım 14th, 2009 at 19:24

[...] bkz; Osmanlı’dan Günümüze İlmiye-Harbiye ya da O.R.D.U.-A.K.P.F. Kavgası) Etiketler: MEDYA, politika, [...]

Yorum Yapın

....

"Biz televizyon izlemekle, milyonerler, sinema tanrıları, rock yıldızları olacağımıza inanarak büyüdük, ama olmayacağız. Simdi bunu anlamaya başlıyoruz.. Tyler Durden "Fight Club''

Flickr

    SRILANKA/APTOPIX Philippines US ClintonBOLIVIA/Philippines US Terrorism ProtestBOLIVIA/INDIA-KASHMIR-UNREST-RELIGION-STRIKE
  • admin: Şahsıma ait fakat kusura bakmayın isim veremiyorum. [...]
  • zahit: bu şiirin kimin olduğunu öğrenebilir miyim ? ricahen [...]
  • Muzaffer ORMAN: Gençliğimin en güzel yıllarını beraber gçirdiğim sevgili Kamber Ateş ,in yaşadığı bir o [...]
  • online: Iyi bir baslangic [...]
  • cesimerdogan: Erivan anlatılmaz kadar guzel bır yere sana katılıyorum son 3 yıldır her yıl gıder [...]