Blogladıkça yükselen…
Kategori: SİNEMA
12 Eki 2007->
Nihayet izleyebildim.Uykum kaçtı.Bu işi bırakmalıyım diye düşündüm bir an:)Ama sonra vazgeçtim.
Film başlı başına mükemel bir film.Bu kadar çok alt okuması olan film son zamanlarda izlemedim derim.
(yazım –spoiler– dolu, demedi demeyin)
Film başladı habil ile kabili gördüm daha babile gelmeden.Gerisi aktı gitti.
Film hakkında yazılanları okudum,beni sarsan cümle “japon kızın hikayesini çıkarın bakalım filmden bir şey eksilecek mi?” oldu.–”Ve Yahova “Bunların hepsi tek kavim” dedi. Konuştukları dil aynı, giriştikleri işi yarıda bırakacağa benzemiyorlar. Gelin de toprağa inelim, dillerini ayıralım şunların; birbirlerini anlayamaz olsunlar.” Ve ademoğulları kentlerini kuramadılar. Oraya Bâbil dendi. Bâbil, yani karışıklık.” (Tevrat; bkz.Bu Ülke,75.)– Bu karışıklıktan görece uzak kalmışlığı simgeler sağır ve dilsiz kız ki;İnarritu da filmin sonunda kızı babil kulesinin tepesinde çıplak ve “temiz” bırakarak bu karışıklık öncesine gönderme yapmakta.Kızın hikayesi çıkarsa filmin adı babel değilde “Fasta iki gün” gibi birşey olurdu herahlde.
Film bitince aklımda iki soru vardı;Santiago’ya ne oldu,ve daha önemlisi bu karı koca Fasa neden gitti?
Santiago Meksikadaki insan hayatının ucuzluğunu temsil ediyormuş gibi geldi bana.”Santiagoya ne oldu?” “bilmiyorum,kimse bilmiyor,Meksika hükümeti de bilmiyor,bu yüzden İnaritu da bilmiyor“
Film sadece Amerikan hükümetinin global politikalarını yerden yere vurmakla kalmıyor,Amerikan vatandaşlarının bu politikalardaki paylarını,içlerinden bir gurubu çölde savunmasız bırakarak,onların nezdinde yüzlerine vuruyor.Aslında karı kocanın nedenini bilmediğimiz bir pişmanlık ekseninde fasa gitmeleri filmin çapraz kurgusundan yola çıkarak adeta Amerikan halkının olan bitenden pişmanlık duyarak topyekün lass="blsp-spelling-error" id="SPELLING_ERROR_220">Fasta bir yolculuğa çıkmasını temsil ediyor.
Faslı çocuğu kurşuna dizdiren İnaritumudur yoksa A.B.D. politikalarımıdır,bir daha düşünmekte fayda var bence.
Bakmakla görmek arasında ince bir fark var galiba.
Yine Japon kızın hikayesine dönecek olursak,savunmasız kızın tek sığınağı, aralarındaki ilişki ne kadar pamuk ipliğine bağlı gibi görünse de babası.Baba direk tanrıyı temsil etmekte.Kızını cennetten yeryüzüne bırakırken sorumluluklarını hatırlatıyor ve ortadan kayboluyor.Kız film boyunca, adını ne koyarsanız koyun sığınacak bir şeylerin arayışında,bir taraftan da sürekli bir isyan durumu var.Film boyunca insana “hayır,yapma” dedirten bir sürü şey yaparak bir anlamda insanlığı temsil ederken filmin mükemmel finalinde,Babil kulesinin tepesinde aradığı şeyi tanrının kollarında buluyor.Aklıma kur’andaki “ondan geldiniz,yine ona döndürüleceksiniz” anlamındaki ayet
s="blsp-spelling-error" id="SPELLING_ERROR_331">geldi.
Zaten filmde ne oluyorsa babanın çöldeki bir adama silahını vermesi sonucunda olmuyormu? Tanrı cennetteki yasaklı meyveyi yaratmasa başımıza bunlar gelecekmiydi?Bence eşdeğerde iki soru.
Çok dağıttım,ve daha söylenecek bir sürü şey var,ama zaman sorunsalı ademin cennetten kovulmasından beri var ve ne yazıkki bende bir Babil kurbanıyım,yazacağım kelimeleri seçerken zorlanıyorum,kaygılarım delete tuşunu sık sık kullanmama neden oluyor
Sonuç olarak filmi izlerken altokumalarını gözden kaçırmamakta fayda var.
"Biz televizyon izlemekle, milyonerler, sinema tanrıları, rock yıldızları olacağımıza inanarak büyüdük, ama olmayacağız. Simdi bunu anlamaya başlıyoruz.. Tyler Durden "Fight Club''
BABEL (Alejandro González Iñárritu) için 1 Yorum
BİR BLOG HİKAYESİ2 (BLOGGER)
Kasım 9th, 2009 at 05:43
[...] Bir gün bir daha silmemek üzere yazıyorum. Kutsalatik.blogspot.com adresindeki blouma; 12 Ekim 2007 BABEL (Alejandro González Iñárritu) [...]