13 Kasım 2007 Salı

Bordet Tobacco Detoxification Centre: Handicap

Yaklaşım süper. Tıpkı "sıgarayı bırakma sanatı" gibi.

DİJİTAL




Posta kutuma düşen bu video henüz dijitale dönüşmemiş zamanlarıma götürdü beni. Güzeldi:)

12 Kasım 2007 Pazartesi

TANRI BU OYLAMAYI İZLİYOR!


İddia whoshouldliveagain adlı siteye ait. "Eğer ölmüş biri tekrar hayata döndürülecek olsa kimi isterdiniz?" şeklinde bir oylamaya kalkışmışlar. Ben "Atamıza oy verelim arkadaşlar" şeklinde bir mail sayesinde haberdar oldum. Listede yer alan isimler arasında Mustafa Kemal Atatürk'te var.

Sanırım 10 Kasım'dan ekmek yemeye çalışan uyanık bir arkadaş tarafından yapılmış site. Listede 20 isim var. İlk sırada Mustafa Kemal Atatürk % 92.76 oyla yer alırken 2. sırada % 2.9 oyla Hitler var. Onları % 1.4'le Einstein ve % 0.72 ile Bruce Lee izliyor. Listede Pavarotti bile var, yani tam Türk işi bir liste olmuş. Sadace siteyle de yetinmeyip myspace ve facebook'ta da gurup kurmuş arkadaş. Tabi üyelerin hepsi Türk. Rezalet, sinirden gülüyorum.

İlk etapta "kime ne zararı var" diye düşünülebilir. Fakat Marilyn Monroe ve James Dean'la yarıştırılan, Hitler'le aynı kefeye konan bir Mustafa Kemal düşünmek istemiyorum.İnsanların milli ve manevi değerlerinden yola çıkarak ekmek yemeye çalışan istismarcıların ekmeğine yağ sürmemeye dikkat edelim.

11 Kasım 2007 Pazar

FACEBOOK, TURKCELL, GİZLİ MESAJ, GİZLİ NUMARA


Seneler önce cep telefonunun hayatımıza girmesiyle birlikte, malum gizli numara fenomeniyle tanışmış olduk. Daha öncesinde, yani "sabit telefon devri"nde telefon sapıkları vardı ama, telefon sürekli ellerinde olmadığından olsa gerek, bu kadar kitlesel bir rahatsızlık yaratmıyorlardı. Neyse ki biraz geç te olsa Turkcell yeni bir servisi devreye soktu ve abonelerinin isterlerse, gizli numaraları engelleyebilmelerine olanak sağladı. Gizli numaraları engellemek için *253# ; engellemeyi iptal etmek için #253# yazıp YES tuşuna basmanız yeterli. Ben duyduğum an aktifleştirdim. Ayrıca neden bu kadar geç kaldıklarını anlayabilmiş değilim.

Öte yandan, son zamanlarda internet kullanıcılarının hayatında, neredeyse cep telefonu kadar ehemmiyet kazanan facebook'ta yeni bir Türkçe uygulama (application) gördüm. Hemen hemen Turkcell'in gizli numara engelleme servisini hizmete sokmasıyla aynı zamanda ortaya çıkan bu uygulamayı Özgür Salmanoğlu ve Melih Kırcı yapmış. Olay şu; arkadaşlarınız size mesaj gönderiyor, fakat mesajın kimden geldiğini görmüyorsunuz.

Ben şahsen fazla meraktan rahatsız olduğum için uygulamayı eklemedim. Oysa uygulamayı kullanan üye sayısı 78bini geçmiş durumda. Uygulamayı sadece Türkçe bilenlerin kullandıklarını tekrar hatırlatmak isterim. İnsandaki merak duygusu üzerine yoğun araştırmalar yapmış değilim. O yüzden fazla bir şey söyleyemeyeceğim. Doğrusunu isterseniz sayının bu kadar çok olmasına ben şaşırdım. Hele ki çevremdeki herkesin gizli numara çağrılarından bıktığını bildiğim için daha çok şaşırdım. Demek ki Turkcell'in, gizli aramaları engelleme servisini bu kadar geç hayata geçirmesi, diğer gsm operatörlerinin henüz bir şey yapmamış olması garipsenecek bir şey değilmiş. Zamanında sinirlenip telefon kırarak hata yapmışım. Şimdi PC'yi kırarım diye korkmam da saçma :)


APNEE

Claude Chabot'dan güzel bir kısafilm.

09 Kasım 2007 Cuma

ÇOK SATANLAR


Esra'dan gelen mime verdiğim cevapta bahsettiğim çok satanlarla ilgili uzun yazı:)

"Çok satanlar" olayına iki açıdan bakmakta fayda var; ticari ve etik. Ticari açıdan bakınca, doğal olarak yayınevi için masrafsız reklam aracı olması açısından başarılı bir uygulama.Tam da bu yüzden hemen hemen her yayınevinin bir "çok satanlar" listesi var. Fakat etik açıdan olaya yaklaşırsak, henüz mürekkebi kuramamış kitapları listeye koyarak satmaya çalışmak, insanları kandırmaktan başka bir şey değil.

Öte yandan "reklam" mekanizmasının, en genel anlamıyla "kapitalizmin sürdürülebilirliğinin bir gereği" olarak düşünürsek asıl amacın "nitelik"ten çok "nicelik" üzerine kurulu olacağı aşikardır, ne tükettiğine bakmaksızın tüketen bir toplum. "The Secret" gibi çerez kitapların bu listelerde çok sık rastlanır olmasını buna borçluyuz, hazmı kolay nasıl olsa.

Vaktiyle eğitim sistemimizin "birbirinin aynı bireyler yetiştirmek" üzerine kurulu olduğuna dair tartışmalar vardı, halen de devam ediyor. Kapalı toplum olmaktan kurtulup dışa açılmanın getirilerinden biri olan "seçeneklerin çoğalması", şimdilerde "çok satanlar, çok izlenenler, çok dinlenenler..." gibi listelerle, seçeneklerin arasından belli başlı olanları seçmeye itilip "birbirinin aynı bireyler" olmaya zorlamaktan başka birşey değildir. Aslında sistem devlet elinden alınarak sermayeye devredilmiştir. Buradaki "birbirinin aynı bireyler yetiştirme" olgusunun her ideolojik düzende farklı enstrümanlarla, sistematik bir şekilde yapıldığını gözden kaçırmamak gerekir. Hakverirsiniz ki kitleleri yönetebilmeyi kolaylaştırmanın yolu, bireyleri birbirlerine benzetmekten geçer. Ayrım noktası kullanılan enstrümanın niteliğiyle ilgili. Ya kapalı toplumlarda olduğu gibi devletin kendisi yol gösterir, ya da açık toplumlarda olduğu gibi devletle sıkı ilişkiler içerisinde bulunan tekelleşmiş özel sermaye. (örneğin Doğan medya yayın organlarının hepsinin çok satanlar listelerinde "The Secret"a rastlayabilirsiniz)

Bir de olayın paradoksal yönünden dolayı, objektif bakış açısıyla oluşturulmuş bir "çok satanlar" listesinden bahsedemeyiz. Çünkü kitap artık, çok sattığı için değil, çok satanlar listesinde yer aldığı için çok satıyordur.

Listelere hoşgörüyle bakmak ve yer verdikleri çerez kitaplar için söylenen "insanlar okusun da, ne okursa okusun" yorumlarına katılmak, açıkçası içimden gelmiyor. Çevremdeki insanlardan gözlemlediğim kadarıyla "okuma alışkanlığı" değil "light okuma alışkanlığı" yaptığı kanaatindeyim. Ve herşey gibi kitap camiası da hızla "light"laşıyor. Yazarlarımız "çok satma" telaşıyla okuyucuya yavşayan bir jargona doğru kayıyor. Eskiden "söz uçar, yazı kalır"dı. Oysa şimdi söz uçuyor yazı çöpe gidiyor.

Tekrar tekrar okunan kitaplar yerine "kullan at kitap" çöplüğünde boğulmamak dileğiyle.

MİM; ÇOK SATANLAR


Mim Esra'dan; "Kitap seçimi yaparken bu listeleri kaale alırmısınız" demiş ve eklemiş; "listeler sizi hiç yanılttı mı?"

Herkesin okuduğu kitaplar okumayı okul yıllarında tecrübe edindiğim için şimdilerde pek "çok satanlar" listelerine kulak asmıyorum. Bu, okuduğum kitaplar çok satanlar listelerinde yok anlamına gelmesin. Nadir de olsa listelere girebilenler oluyor. Buzdağının görünen kısmını bir kenara bırakıp derinlere bakmakta fayda bulanlardanım.

Efendim mim yazılarının kısa olması gerekiyormuş:) Bu cevabı kısa tuttum ama konuyla ilgili uzun bir yazı yazmayı da düşünüyorum.

Öte yandan mimi paslamak adına blog çevremin fazla geniş olmadığını belirtip, tekmetokat , donkişot, leothemaster ve Pınar Altuntaş'a paslıyorum.

08 Kasım 2007 Perşembe

La ALEGRIA- YASMİN LEVI

"İspanyol gırtlak" Yasmin Levi'den muhteşem bir parça. Aklıma, hatırlamadığım bir filmden aşağıdaki dörtlük geldi (birebir olmasa da)

"Acımı başkalarına hissettirmemeyi babam öğretmişti.
Şimdi kendime hissettirmemeyi öğrenmeye çalışıyorum.
Ne zamana kadar sürer bu kandırmaca?
Üstelik hayaletin odamda dolaşırken."

Daha yakından tanımak için Yasmin Levi'nin web sitesine buyrun.

07 Kasım 2007 Çarşamba

BU SİTE NİCE KONUŞUYOR?


Malumunuz; internetin dilbozumu üzerine pek çok araştırma yapıldı, makaleler yazıldı, çeşit çeşit kampanyalar yapıldı v.s. Aslında bende elimden geldiği kadar dikkat etmeye çalışsam da böyle bir kampanyanın bayraktarlığına soyunmadığım için, bu konuda herhangi bir eleştiriyle karşılaşacağımı da sanmıyorum. Ne yalan söyliyeyim arkadaşlarımla özel yazışmalarımda bende yuvarlayanlardanım. O ayrı mesele.

Bazı sitelerde "Türkçemize sahip çıkalım" v.b. hafif uyarılar varken bazıları daha iddialı oluyor. Örneğin; "Bu sitede yozlaştırılmış Türkçe kullanmak yasaktır!.. Ne yapıyorsun yerine "Napıosuun" Evet yerine "Ewet" Niye yerine "Nie" İyiyim yerine "İiii" yazanlar, yazmakta ısrar edenler... Kısaca dilimizi baltalayanlar... Aramızda barınamaz!.. Dil ilgisi burada esastır... Dilimize sahip çıkalım... " ("dil ilgisi"nden kasıt dille ilgilenmek olsa gerek)

Adamlar Türkçemizi seviyor ve prensip edinmiş diye düşünülebilir. Fakat bu gün zekirdek adlı bir sitede rastladım bu uyarıya. "Çekirdeği bozup zekirdek yapmışlar, önce isimlerini değiştirsinler" demeyeceğim ki aslında demem gerekir. Çünkü reklamcılar iyi bilir; zihinde asıl yer eden markadır. Ama yinede ben demeyeceğim:) Yukardaki resimlerde site içeriğini görebilirsiniz. T.V. kutusunun içindeki "NE İZLE-ZEK" mi desiniz, kutunun hemen altındaki "MATRAX ONLİNE" mı dersiniz, üstte, menülerdeki "MATRAXİYON" mu dersiniz, sol alttaki "ZEKİRDEK T-SHORT" mü dersiniz. Sienin iddiası şuydu "Kısaca dilimizi baltalayanlar aramızda barınamaz"

Bir de dikkat ettiyseniz verdiğim örnekler sitenin en göze batan kısımlarından, bannerlerden v.s. İçeriğe baksanız kim bilir neler çıkar. Arkadaşların iyi niyetli olduklarına şüphe yok. Lakin farkına varmadan Türkçemize yaptıkları kötülüğü de gözden kaçırmamamız gerekir. Türkçeyle ilgili bu uyarıyı okuyan bir yeni yetmenin bilinçaltı, kendini "bu site Türk diline dikkat ediyor" diye şartlandıracağı için bozulmuş kelimeleri daha çabuk sahiplenecektir, bilinçaltı böyle işler.
Madem bu kadar yazı yazdık, hem dilimizi hem kültürümüzü gelecek nesillere aktaran bir deyimle noktalayalım; Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?

(NOT: Önce arkadaşlara hatalarını söyleyip düzeltmelerini isteyecektim. Fakat iletişim sayfalarını tıkladığımda üyelik bilgilerim sorulduğu için kendilerine iletemeden eleştirimi burada dile getiriyorum. Bir kusur işlediysek affola:)

PATRICK VOLVE / 1 TAPEZ 2 / SYMPHONIE

Patrick Volve'den popart-video çalışması.

KONSANTRASYON

Birinin "yetirince konsantre olabilirsem dünyayı yerinden oynatabilirim" dediğini duymuştum. İzleyince mantıklı geldi.

THE INTERNET STARS

Şöhreti internette yakalayanlar, internet sayesinde şöhretlerine şöhret katanlar... Yedi kısım tekmili birden.

SAÇMA



-Saçma.Düşünsene; düşsene yere boylu boyunca!
-Düşse ne, yere, boylu boyunca anlamsız kelimeler?
-Saçma. Altında ezilen olmadıktan sonra ne anlamı var düşmenin?
-Ağır. Soluyorum. Bu ağır kokuyu ne zamandan beri soluyorum, bilmiyorum. Soluyorum yavaş yavaş.
-Papatyanın kalınından fayda yok.
-Fayda nerde?
-Yüzündeki kalın çizgilerde.
-Ne faydası var?
-Yokluğa giden yolu izle.
-Peki yokmusun?
-Ben yokum.
-Ya ben,nerdeyim?
-Saçma.Evdesin işte.
-Kimin evi?
-''Yok''un evi.
-Çizgiler nereye gitti?
-Izdırap vermeye.
-Kime?
-Zamana, geçen zamana.
-Ne zaman geçti zaman?
-On ikiye beş kala.
-Saçma.Ne zaman geçti zaman?
-Saat durduğunda.
-Hangi saat?
-Yargı saati.
-Yargıç kim?
-Yüzlere derin çizgiler çeken.
-Yüzlere derin çizgiler çekene yargıç denir.
-Saçma. Zamana yargıç diyemezsin.
-Onu ben demedim sen dedin.
-Saçma. Zaman en büyük yargıçtır.Yüzlere derin çizgiler çeker.
-Rahatladım.
-Uyu o zaman.
-Ben uyuyunca zaman ne olacak?
-İşi var.Neden zamanla uğraşıyorsun?
-Korkuyorum.
-Saçma.Kendinden kork.
-Neden?
-Soluyorsun.
-Pis kokuyor.
-Soluyorsun.
-Neden?
-Zamana direnmeyi bırak.
-Ölüm?
-Zamanın ortalarında bir yerde.
-Ya gelmezse?
-Gelir göremezsin.
-Ya gelirse?
-Gelir göremezsin.
-Neden?
-Gelir göremezsin.
-Üşüyorum.
-Korkma acı hissetmezsin.
-Sen nereden biliyorsun?
-Daha önce öldüm.
-Neden?
-Zaman.
-Sen kimsin?
-Zamanın bittiği yer.
-Sen kimsin?
-Ölüm.
-Hani zamanın ortalarında bir yerdeydi?
-Sen bütünün parçasısın. Senin ölümünle zaman bitmez. Senin için zaman biter.
-Saçma. Ben yoksam zamanın ne önemi var?
-Cesetler çürümek ister.
-Niye geldin?
-Saatin durmuş.
-Soluyorum.
-Sol.
-Saçma.
-Hayat.

(S.S.)

06 Kasım 2007 Salı

TARİHE YÖN VEREN 10 İCAT

The Independet gazetesinin yayınladığı listeden seçmeler:


1) ABAKÜS: Tarihin ilk hesap makinesi (M.S. 190)













2) ARŞİMEDİN SU VİDASI: Suya ulaşmak için kullanılırmış. (M.Ö:700)









3) ASPİRİN: Ateş düşürücü ve ağrı kesici (1899)











4) ATARİ: Günümüz oyun piyasasının babası (1977)













5) DİKENLİ TEL: Çiftçilikte devrime neden olmuş. (1873)












6) BARKOD: Ürün güvenliği açısından devrim yaratmış (1973)








7) PİL: Galvani tarafından bir kurbağanın vucudu kullanılarak geliştirilmiş. (1800)











8) BİSİKLET: İnsanları özgürleştirmesi adına (1861)














9) TÜKENMEZ KALEM: Hokka divit olayını düşününce:) (1938)














10) YAY VE OK: Avcılık alanında (ilk çağlar)













(milliyet)

05 Kasım 2007 Pazartesi

FOTOĞRAFÇI NURİ BİLGE CEYLAN


Nuri Bilge Ceylan'ın sinemacı yönünü hepimiz biliyoruz. Fotoğrafçı yönünü bilmeyenler için bir adres vereceğim. Aslında Nuri Bilge Ceylanın kişisel web sitesinin fotoğrafla ilgili bölümü. Çektiği ve pek çok yerde sergilenen fotoğraflarını görebilirsiniz. Özellikle 2003-2006 yılları arasında çektiği fotoğrafların bulunduğu Turkey Cinemascope kısmını gezmenizi öneririm. Panaromik fotoğraflar süper.

BLOG ve SOKAK STİLİ


İstanbul Street Style adlı bir blog, İstanbulun "sokak stili arşivi" olmanın ötesinde, partiler ve buluşmalar düzenliyor. Kendilerini şöyle tanımlıyorlar; "İstanbul'un yaşayan imgeleri, sembolleri, karakterleri, şehrin sokaklarındaki avangard ve bireysel stiller, egzantrikler hepsi burada! Şehrimizin sokaklarında varolan stili izleyip tüm dünya ile bu site aracılığı ile paylaşıyoruz. Hem sofistike şehirliler hem altkültürleri temsil edenler, hem retro bir stile sahip olanlar hem de elitleri bu sitede görebileceksiniz."

İstanbul Sokak Stili yayınını blogger üzerinden yapıyor. Sokak stilinin derinliklerine indikçe keşfediyorsunuz ki bloglama olayı sadece İstanbul sokak stili için geçerli değil. Blogda Oslo'dan Moskova'ya pek çok şehrin sokak stillerini yansıtan linklere yer verilmiş. Hepsine göz attım. Blog olayının kullanışlılığı hemen hepsini cezbetmiş. Linklere şuradan ulaşabilirsiniz.

Üstteki foto İstanbul'dan, alttaki foto İsrail'den

Son olarak sitede yer verilen bir Andy Warhol sözü; "Artık moda bir yere giderken ne giyeceğin değil, zaten oraya gitme sebebindi."

MİMİK-KLİP

Nasıl bir keyifle izledim anlatamam. Mimikler mi müziğe ayak uyduruyor yoksa müzik mi mimiklere? Hani bilmeseniz kararsız kalıcağınız türden bir mimik-klip :) Kavram da güzel oldu. Ama başka nasıl adlandırabilirdim ki?

SONRAKİNİ BEKLEYECEĞİM - J'ATTENDRAI le SUIVANT

Philippe Orreindy'den 2003'te oscar adayı olmuş, 2004'te Avrupa Kısafilm Ödülü almış bir kısafilm. "Çarpıcı son"lu filmlerden. Kısafilmin nasıl bir şey olduğunu gösteren güzel bir örnek. Philippe Orreindy'nin imdb sayfası.

PROFESYONEL BİR AMATEUR- LASSE GJERTSEN

Bazı durumlar, yazılar, müzikler, videolar vardır; insana güç veren, gaza getiren, eyleme iten cinsten. Lasse Gjartsen tam anlamıyla "Norveçli bir amatör." Yaptığı video kurgular insanın tek başına neler yapabileceğini gösterir cinsten. "Amateur" adlı videosuna çok yerde rastladım. Müzik aleti çalmayı bilmeden müzik yapmak bu kadar güzel olabilir. Gölgesinin peşinden koşan bir adamı anlattığı bu kısafilm de çok hoşuma gitti. Paylaşmak istedim.


Wiki'de Lasse Gjartsen'le ilgili şunlar yazılmış.

Diğer çalışmalarına Myspace sayfasından ulaşılabilir.

04 Kasım 2007 Pazar

ÖZELEŞTİRİ


Sevgili Blog;
"Bu gün" diye başlayan yazılar yazmak amacıyla çıktığım blog yolculuğunda 22 gün, 70 yazı geride kalmış. Başka bir deyişle 22 günü aşkın bir süredir hastayım ve ilk defa "bu gün" diye başlayıp, sadece kendim hakkında yazıyorum. Hastalığım boyunca pek çok sancılı geceyi bilgisayar başında geçirdim. Bunu; "bu süreçte sürekli blog yazdım" anlamında söylemiyorum. Ama 4865 kişiyi blogumda misafir edecek kadar da zaman harcamışım. (google analystic öyle diyor.) Sanırım şekil konusunda tam profesyonel olmasa da yarı profesyonel sayılacak bir "blogger blog" yaratmayı başardım. (ki blogun en profesyoneli bile blog felsefesine göre amatördür.) Bu başarıda isimlerini tek tek sayamayacağım blogcu yardımcısı pek çok blogun ve imleme sitesinin büyük katkısı var. Tabi bu "şekle" ayırdığım süre, içeriğin zayıf kalmasına ve başlangıçta düşündüğüm "özgünlük"ten kopuşa sebep oldu. En azından "sevgili günlük" diye başlayan bir özgünlükten.

Sevgili Blog;
Bu gün (saat itibariyle aslında dün) uzun bir aradan sonra evden dışarı çıktım. (5 Yaşımdan beri evde geçirdiğim en uzun döneme denk gelir bloglamaya başlayışım.) Dışarı çıkmamda -belki kendisi durumumun vehametinin farkında değil ama- arkadaşım C.'in beni arayıp buluşma teklif etmesi bahane oldu. Bana kalsa bu günü de evde geçirecektim.

Sevgili Blog; C. iyi ki aramış. Dışarı çıktığımda beni karşılayan serin rüzgar, Taksime vardığımda insan seline dönüştü. Özlemişim. C. sıkıntılı, haklı nedenleri var. O'ndan konuştuk, ama kendimle de yüzleşme fırsatı buldum. "Gregor Samsa bir sabah uyandığında, kendini dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu." Orada, o Jurnal sokaktaki küçük kafede yaşadığım şey de, bir uyanış, ve dönüşümün farkına varmaydı. "Dev bir böcek."

Yazdığım yazılara bakıyorum da, epey bir "kendini unutmuşluk" var. Bir taraftan dünyayı kurtarmaya çalışırken, diğer taraftan sanal alemde yolunu kaybetmiş insanlara yol göstermeyi vazife edinmişim. Kızgınlığım kötü bir şey yaptığımdan değil, amacımdan uzaklaştığımın farkına varmamdan. Kopyalardan kopyalanmış minik cümleler altında ezilen dev bir böcek. Yanlış anlaşılmasın, kelimenin dar anlamıyla copy-paste' den bahsetmiyorum. Zaten bir kaç tanıtım yazısı hariç bu blogda copy-paste olayım yok ve onların kaynaklarını da belirttim. Bahsettiğim, söylenmiş ve halihazırda söylenen sözlerin, tekrarlarını tekrarlamak. (Bkz: J.Boudrillard- Simulakrlar ve Simulasyon- D.E.Y. veya en iyisi Matrix'i izleyin, biraz yüzeysel de olsa benzer şeyler bulacaksınız.)

Belki şuradan başlamak gerek; benim adım "Tapan". Veya çayı, dilim limonlu severim. Yahut "Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim/ Af dilemeye geldim affa layık olmasam da/ Sevgili/ En Sevgili/ Ey Sevgili/ Uzatma dünya sürgünümü benim."

Raiting kaygısı sadece büyük t.v. kanallarının değil, Babil gibi minik blogların bile üzerinde yoğunlaştıkları kaygıların başında. Myspace'de sayfanın kaç kez görüntülendiği veya facebook'ta kaç arkadaşının olduğu, insanların gözünde değer yargısı olarak palazlanmış durumda. onlineziyaretci.com sayacı her ne kadar analystic'ten sonra bloga eklendiyse de analystic'in gösterdiği rakamı 1000 defa geçmiş durumda. Ama farklı çalışma sisteminden dolayı yalan söylediğini öğrendiğim halde kaldırmak gelmiyor içimden. Şişkin bir egoyu tatmin etmeye yetecek cinsten. Yinede başlangıç sayısını kendin belirleyebildiğin sayaçlardan kullanmayacak kadar dürüst oluşum da kaçmasın gözünüzden. Birde tabi adsense reklamlarından beklediğim kazanç var. Neyse ki bir yılı dolduruncaya kadar domain giderimi ancak karşılayacak gibi. Yalnız şunu gönül rahatlığıyla belirtmek isterim; link verdiğim hiç bir site veya blogdan karşılık beklemediğim gibi satırarası da olsa bana link verenleri de görmezden gelmedim. "her şeyi gördüm içim rahat/ gök yarıldı ve çamura can verildi/ linç edilmem için artık bütün deliller elde"

"Efendim " özeleştiri " esas olarak Batı kültürünün bir parçasıdır. Kaynağı da " şeytan " (kötülük, günah, vb.) anlayışıdır.
Batı kültüründe kötülük " içimizde " vardır ve bizim ona karşı mücadele etmemiz gerekir.
Doğu kültüründe ise kötülük, " dışarıda " konumlanır. Kişiye öteden gelen ve onu "kandıran", "bozan", "yanlışlığa iten" bir varlıktır.
Batıda, özeleştiri yapan bir insandan, aynı hataları tekrar etmemesi beklenir. Çünkü içindeki kötülüğü tanımış ve onunla nasıl mücadele edeceğini öğrenmiştir.
Doğuda ise özeleştiri, bir " geçici " af dileme, 'pardon' deme durumudur. Hakiki bir iç hesaplaşma söz konusu olmadığından, kişi bildiğini okumaya devam eder. "(Emre Aköz- Sabah)

Kişisel tarihimin başlangıç noktası Doğu'dur. Şimdi, seyrine Batı da devam etmekle birlikte bu, birincil anlamıyla "düz bir doğrultuda ilerleyen zaman çizgisinde, fizik-beden olarak üzerinde bulunulan coğrafya" olarak algılanmamalı. Fizik-beden, ruhu, zihni, duyguyu ve algıyı peşisıra sürükleyerek Batıya taşımıştır. ("Doğuyu anlamak" için çaba sarfeden oryantalistleri düşününce kendimi bu konuda şanslı addederim.) Tam da bu nedenden ötürü Emre Aköz'ün "özeleştiri" ile ilgili tesbitinin neresinde durabileceğimi kestiremiyorum. "Doğru"nun her geçen gün değiştiği günümüz toplumunda, bu gün "doğru" olduğunu düşündüğüm eylem, yarın "bakış açım"ın değişmesinden dolayı, beni "döneklik" suçlamasıyla karşı karşıya bırakabilir. Hindistanda bir adamın başını "evet" anlamında sallamasının bizde "hayır" veya "seni gidi seniii" anlamındaki baş hareketine denk geldiğini öğrendiğimde, zaman ve mekanın, insan algısını nasıl değiştirebildiği belleğimde somutlaştı. O gün bu gündür, eylemlerimdeki "döneklik"leri gözlemlemeye çalışıyorum da; İnsanı linç ettirebilecek cinsten. Bu arada şu "eksi(-)"leri eklemeden geçemeyeceğim; "Doğu-Batı sentezi" bir insan veya toplum olmak, aynı zamanda "kimliği oturmamış" insan veya toplum izlenimi yarattığı gibi, bu olgunun altında yatan kimlik veya kültür çatışmalarının sonuçlarını irili ufaklı gettolarda görebiliyoruz; "dışlanmışlık."

Sevgili Blog;
Kafamı kurcalayan bu sorular bağlamında yaptığım özeleştiriyi bitirirken bir konuya değinmeden geçemeyeceğim; "Yazmak neden?" Evrenin derinliklerine (veya blogcu tabiriyle blogküreye) bir laf salatası salmak için mi, yoksa "varlığını bilinmeye borçlu olan her şey" gibi bilinmesi yani okunması için mi? Burada şu sözü hatırlatmak istiyorum; "Ben gizli bir hazineydim, bilinmek istedim ve alemleri yarattım" Tabi blog yazarları "ne kadar bilindiklerini" de bilmek isterler. Bunun en sağlıklı yolu da kullanıcılarıyla girdikleri diyalogdan geçer. Sanırım ben bu konuda biraz başarısız kaldım. Bu eleştiriyi de içerikten ziyade "şekil" konusundaki zayıf kalan yönüme yapıyorum; "malesef kullanışlı bir yorum uygulaması" kurmayı beceremedim. Fakat bunun için çaba sarfetmeyeceğim. Dedim ya; şimdilik şekil kısmını bir kenara bırakıyorum.

Sevgili Blog;
İyi ki C. beni aradı. Başkaları aramadığından değil, zamanında aradığından dolayı. "Zamanı" ise, dediğim gibi "göreceli."

Şimdilik bu yazıyı bloğa koymadan kaydedeceğim. Uykusuz ve hastayım, uyanınca gözden geçirmekte fayda var.

Şimdilik sağlıcakla kal

03 Kasım 2007 Cumartesi

KÖR ADAM- THE BLIND MAN

Dünyamızda olan bitene karşı duyarlılığımızı sorgulayan etkileyici bir film. Web sitesine şuradan ulaşabilirsiniz.

02 Kasım 2007 Cuma

BİLİMİN AÇIKLAYAMADIĞI KEŞİFLER

Akşam gazetesi "Bilimin açıklayamadığı 36 keşif" başlıklı bir otobelgesel hazırlamış. Ben aralarından en ilginç olanları seçmeye çalıştım.

FACEBOOK'TA BİR HALAYPEREST


Elimden geldiğince, yaratıcı Türk girişimcilerin Facebook'ta ki uygulamalarını (applications) tanıtmaya çalışıyorum. Google'ın Facebook'a karşı başlattığı seferberlik meyvesini verinceye kadar da böyle gidecek gibi. Rakı sofrası ve Osmanlı Pokesi uygulamalarını (applications) bilmeyen yok gibi. Nuri Alço uygulamasından da daha önce bahsetmiştim. Bu sabah yeni bir uygulama daha keşfettim; halayperest. Yeni dediğime bakmayın 21bin üyeyi çoktan devirmişler. Facebook alemine oldukça iddialı bir giriş yapan halayperestin tanıtım yazısı şöyle;

Biz biliyoruz da mı katılıyoruz!


"Tarihin gelmiş geçmiş en büyük halay zincirini kurmaya and içmiş insanlar arasına sen de katıl. Sadece katılmakla kalma, arkadaşlarını da çağır. Ben halay çekmeyi bilmem deme, biz biliyoruz da mı katılıyoruz!"

Şimdiden tarihin en büyük halay zincirini oluşturmuşlar bile.

Dikkat ettiyseniz üyeler tarafından rağbet gören Türk işi uygulamaların (applications) ortak özelliği, güçlerini "Türk örf ve ananelirinden almaları" :) Ee sanal ortamda kültürümüzü yaşatma görevini başarıyla yerine getiren arkadaşları kutlamak geliyor içimden. Tabi daha iyi uygulamalar da beklemiyor değiliz. Belki ilerde kafamdaki uygulamalardan (applications) bahsederim.

AYTASUBA



Fotoğrafı Aytasuba'nın blogunda gördüm. Işığın, yansımasılyla birleşerek çerçeveyi ortadan ikiye bölmesi çok hoşuma gitti, kompozisyon süper. Aslında biraz da içeriğini çok beğendiğim bir blogu tanıtma bahanesi oldu.

Aytasuba, fotoğraf,tasarım ve tiyatro temelinde, görsel sanatlarla ilgili siteleri, bir takım görseller üzerinden link vererek tanıtıyor. Kullandığı görseller ve verdiği linkler çok güzel, özenle seçilmiş. Yukarda ki fotoğrafla ilgili bilgilere aytasubanın blogundan ulaşabilirsiniz; aytasuba.blogcu.com

TÜRK ASKERİ TESLİM OLUR MU?


İnternethaber'de okuduğum kadarıyla PKK'nın elinde bulunan askerlerimizle ilgili yeni görüntüler yayınlanmış. "Kaçırılan erin nişanlısına mesajı" başlıklı haberde, görüntülerdeki erlerin "teslim olmalarından dolayı duydukları üzüntülerini dile getirdikleri" belirtilmiş.

"Hataylı er "Yapacağımız tek şey teslim olmaktı" diye konuşurken, Konyalı er "çok zordu, hiç destek gelmedi" dedi. Çatışma sırasında tek başlarına kaldığını söyleyen Ağrılı er de "Tek başımıza kaldık. Mecburduk. Yapılacak bir şey yoktu" diyerek neden teslim olduğunu anlattı."

Okurken aklıma; "askerler kurtulursa TSK ceza-i işlem uygular mı?" sorusu geldi. Cevap bulamadım ama Kurtlar Vadisi Irak filminde intihar eden bir Türk Subayı etrafında cereyan eden tartışmaları hatırladım. Hatta Tempo dergisine "Türk Subayı İntihar Eder mi?" şeklinde kapak olmuştu (yukardaki resim.) Buradan hareketle internette "Tür Askeri teslim olur mu?" şeklinde tartışma varmı diye bi arama yaptım. Tesadüfe bakın ki karşıma yine İnternethaber çıktı. Fakat bu sefer haber değil, kullanıcı yorumları kısmında.

"Kaçırılan 8 askerin serbest bırakılmasını isteyen karıkoca açlık grevine başladı." içerikli habere, "Bestman" isimli kullanıcı, "Kurt" başlığıyla şu yorumda bulunmuş: "türk askeri kurttur kurdun özellıgıde hıcbırzaman esir olmayan bir canlı olmasıdır bu yüzden hıcbır türk askeri esir olmaz olanda bizden değildir birde bunlar ıcın aclık grevıne girmiş ucbestane saf allah akıl fıkır versın hepınıze sunu unutmayın VATANINI EN COK SEVEN GÖREVİNİ EN İYİ YAPANDIR saygılarımla..." (Noktasına, virgülüne dokunmadım ki arkadaşın "türk" yazışını görün diye)

Askerlerin sıkıntılı bir şekilde teslim olmaya mecbur kaldıklarını anlatmalarının altında, bence, geri döndükten sonra yaşayacaklarını tahmin ettikleri toplumsal baskı var. Toplumumuz belki sözle veya eylemle dışlamaz ama genç arkadaşlarımız, arkadaşlarının bakışlarından o ezici anlamı çıkaracaklardır mutlaka; "Türk askeri teslim olmaz." Kimbilir belki de PKK'nın elinden kurtulan insanların katili aramızdan birileri olacak, onları intihara sürükleyerek. Eminim "Bestman" suratlarına tükürmek için can atıyordur.

HILLARY'NİN BİLL'DEN İNTİKAMI!


Şok! ABD'nin müstakbel başkanı Hillary Clinton, başasistanı Huma Abidin ile lezbiyen ilişki yaşıyormuş. Bill Clinton'ın Monica Lewinsky skandalının ardından, Hillary yememiş içmemiş "nasıl bir intikam alırım" diye düşünmüş. Aldatılmanın ardında ki kıskançlık psikolojisinin altında, kişinin kendi kendine "ben yetersizim, X benden daha iyi olduğu için eşim beni X'le aldattı" düşüncesi olduğunu varsayarsak, Hillary, Bill Clinton'u bir kadınla aldatarak "aslında sen, bir kadın kadar beni tatmin edemeyen zavallının tekisin" mesajını göndererek acı bir intikam almış. Haberi ilk okuduğumda aklıma böyle bir yorum geldi.

Annesi Hint babası Pakistan kökenli olan Huma Abidin’in, 2000’de stajyer olarak girdiği Beyaz Saray’da basamakları jet hızıyla tırmanarak 100 bin dolar maaşla Hillary Clinton’ın başdanışmanı olması Amerikan kamuoyunun dikkatinden kaçmadığı gibi bu iddiayı da güçlendiriyor. Haber kaynağı için bkz. Habertürk.

01 Kasım 2007 Perşembe

BÖLÜCÜLÜK NEMENEM BİRŞEYDİR BÖYLE?


Şu günlerin "en anlamsız" yazısına imza atan Hürriyet yazarı Bekir Coşkun'a bir yanıt ta Vatan yazarı Haşmet Babaoğlundan geldi;

Utandım...
"Şu kalem kağıt dediğimiz şeyin bu kadar hoyrat, bu kadar kırıcı, bu kadar bölücü ve �uydur uydur ebegümeci� olabilme gücünden utandım.
Bekir Coşkun gibi yıllanmış bir köşe yazarının şehit annelerini bile göremeyecek kadar bakar kör olabilmesinden...
Terör bu ülkeyi yüzde 47- yüzde 53 diye ayırmadan vururken teröre karşı çıkan bir yazarın kafasının hâlâ oraya takılmış olmasında artık hiçbir içtenlik bulunamayacağı gerçeğiyle böyle yüzleşmekten utandım.
Hani oturduğum yerde kendi kendime duvara doğru bağıracaktım: �Bekir bey, Bekir bey, göbeğini kaşıyan kıllı adamlar diye aylardır yazılarınızda hor gördüğünüz insanların çocukları ölüyor, siz hâlâ ne diyorsunuz? Siyasal görüşlerinizi nasıl savunursanız savunun ama hiç değilse bu hassasiyetleri kaşımayın, teröre tepki ortaklığına nifak sokmayın, bu kadar ucuz siyaset yapmayın!�"


Bekir Coşkun'un "anlamsız" yazısı

Haşmet Babaoğlu'nun yazısının tamamı.

MİLİTARİST TOPLUMA DOĞRU ADIM ADIM



Ahu Aysal, Les Ottomans otelinin sahibi Ünal Aysal'ın eşi.İstanbul'un seçkin restaurantlarından biri olan Papermoon’da ilginç bir "eylem" gerçekleştirmiş. Oda tv'nin haberi aynen şöyle;

"Ahu Aysal bir anda ayağa kalktı, elindeki bıçağı bardağa vurarak herkesi susturdu.
Ahu Aysal Papermoon’da sessizliği sağladıktan sonra herkesi ayağa kalkıp şehitler için bir dakika saygı duruşuna davet etti.
Bu ilginç davet karşısında Papermoon’dakilerin bir kısmı ayağa kalkarken, bir kısmı burada böyle şeyler olmaz diye Ahu Aysal’a tepki gösterdi.
Ahu Aysal ayağa kalkmayanlarla tartışırken, araya seçkin müşteriler girdi ve durumu yatıştırmaya çalıştı. Uzun tartışmaların ve araya giren isimlerin çabasıyla ortalık sakinleşti ama Ahu Aysal istediği saygı duruşunu Papermoon’da yaptıramadı."

Siyasilerimizin ve medyanın terör karşısında takındıkları tavır, ülkeyi bölünmeye doğru sürüklüyor, sosyeteyi bile! Herkesin aklını başına toplayıp tavırlarını check etme zamanı gelmedi mi?

NURİ ALÇO FACEBOOK'A EL ATTI



Facebook uygulamalarına "Türk icadı" yeni bir uygulama daha eklendi.Artık eşinize dostunuza Nuri Alço yapımı ialçlı içki gönderebilir,arkadaşlarınızdan gelen ilaçlı içkileri afiyetle yudumlayabilirsiniz.

Kazım Etiksan tarafından hazırlanan uygulamanın kuralları da var.
Kural 1: Herkes Nuri Alço olabilir.
Kural 2: Kural1 yalnızca Facebook'da geçerlidir ; )
Kural 3: Bir seferde bir içki gönderilir.
Kural 4: Bir içkiye sadece bir hap atılabilir.
Kural 5: İçki gönderilen kurbandan reel hayatta herhangi birşey beklenmemelidir.
Kural 6: Bu uygulama sadece eğlence içindir.

Kazım,Nuri Alço'nun karizma duruşunu bozmamak için aşağıdaki uyarıyı yapmadan edememiş;
"En önemlisi, Nuri Alço asla küfür içerikli cümleler kullanmaz. Cümleleri kısa, akıl dolu, "kafa karıştırıcı" ve "sonuca ulaştırıcı" dır."

Uygulamanın şimdilik 11,550 kullanıcısı var. Tabi önümüzdeki günlerde medyanın el atmasıyla kullanıcı sayısının tavan yapması beklentilerimiz arasında. Uygulama kullanıcılarından biri "Nuri Alçoyu sevme sebeplerini sıralamış;

"Nuri baba'yı sevme nedenlerimiz vol.1 =)

1. ilk olarak nuri baba halkın adamıdır.içinde olmayı sever.halkın içine sızar,içinden birisini alır,kötü emellerine alet eder.

2. her daim halkın ulaşabileceği türden içki ve ilaçları kullanır.

3. eski popülaritesini kaybetmeme sebepleri bence
dizilerde gerzek popçularla oynamaması(doğuş,gökhan özen ve benzeri mahluklar) , magazin programlarında aptal (sarışın,kumral,esmer farketmez) mankenlerle görüntüleri çıkmamasıdır. O hala filmlerindeki karizmatik,cool adamdır.

4. her akşam nevizade'de görebilirsiniz. (öyleymiş, ben sadece istiklal'de karşılaştım, o nasıl bir yürüyüştür,nasıl bir karizmadır ya. (: )

bence bu sebeplerden ötürü Nuri Alço türk erkeği ve kadını tarafından oldukça sevilmektedir."

Ben şahsen 3. maddeye fazlasıyla katılıyorum. Ne diyelim; ilaçlı içkiyi alana da, verene de afiyet olsun:)

Uygulamaya şuradan ulaşabilirsiniz.

ASKERLERİMİZ KURTARILDI MI?


Fatih Altaylı bundan bir kaç gün önce Gazeteport'ta PKK tarafından esir alınan askerlerimizin bir operasyonla kurtarıldığını yazmış hatta operasyonun detaylarını anlatmıştı. Ardından "haber kaynağımın doğru olup olmadığı zamanla ortaya çıkacak" diye eklemişti. Devlet yetkililerinden ses seda çıkmaması üzerine dünkü yazısında "genelkurmaydan ses çıkmadığına göre operasyon bilgileri doğru" diye not düşmüş.

Ben bu gün, askerlerimizin kurtarıldığına dair başka bir emare keşfettim. Daha önce yazdığım gibi; Hürriyetin internet sitesine girdiğinizde siyah bir sayfayla karşılaşıyorduk. PKK'nın elindeki askerlerimizin isimleri yazılı olan siyah sayfada "Sizler kurtulmadan biz siyahtayız" yazısı vardı. Bu gün farkettim ki yazı kaldırılmış. Malum genelyayın yönetmeni Ertuğtul Özkök generalliğe terfi ettiğinden beri Hürriyetin terörle ilgili haber ve eylemleri daha bir önem kazandı. Bu arada bu sabah Hürriyetin sitesinde ki terör haberlerinin azlığı dikkatimi çeki. Yoksa yayın politikasında bir değişiklik mi söz konusu?

31 Ekim 2007 Çarşamba

50 YAŞ ÜSTÜ FACEBOOK


ntvmsnbc'nin haberine göre "İngiltere de bir şirket (Sega Zone) MySpace ve Facebook'tan esinlenerek 50 yaş üzeri için bir sosyalleşme sitesi kurmuş. Şimdilik en yaşlı üyesi 87 yaşında olan gurubun ruhu genç üyeleri forumlarda tartışmalara ve diğer online faaliyetlere katılabileceklermiş."

Gurubun müstakbel Türk üyelerinden beklentilerimiz, torunlarının Facebook'ta gösterdikleri performanstan aşağı kalmamaları yönünde. Enteresan gurup isimleri bulma ve üye sayısını 100binlere ulaştırmaları yönünde biz gençlerden geri kalmayacaklarına eminim.Türk'ün yaratıcı zekasını kullanarak "ebemi de bulucam facebook'ta inşallah" versiyonunu yaşlarına uyarlamanın yanısıra "banabirşey olursa facebookuma iyi bakın" gibisinden espiri mahiyetli açılımlar bekliyoruz. Öte yandan "40'ların sonunda 50'lerin başında çocuk olmak" etiketini atlamalarına ihtimal dahi vermiyorum. Ne de olsa torunlarıyla aynı kanı taşıyorlar:)

Ellerinizden öperim.

PORTAKALI SOYDUM,BAŞUCUMA KOYDUM


Efendim haddime olmayaraktan Altın Portakal üzerine birkaç "light" cümle kurmaya çalışacağım. Geçtiğimiz yıllarda meydana gelen "karalama kampanyaları!" beni etkilemiş olacak ki, bu sene çok fazla burnumu sokmadan, uzaktan izlemeyi tercih ettim. Zeki Demirkubuz'un jüride olması bile bu tercihimi değiştirmedi. Lakin her ne kadar uzak durmaya çalışsanız da, araya iş ve aşk (sinema) girince, bir şekilde kendinizi ucundan kıyısından bulaşmış buluyorsunuz. "İzlenimler" kendiliğinden gelip yerleşiveriyor bilincinize.

Yaşım itibariyle çok fazla uzaklara gidemesem de, son yılların görece en adil dağılımlarından biri yapılmış gibi geldi. Henüz filmlerin hepsini görme fırsatım olmadı ama, izlediklerim, kamuoyundan edindiğim izlenimler ve geçmişten gelen birikimim doğrultusunda düşüncelerim böyle şekillendi. Jüri üyelerini tebrik, takdir ve teşekkür etme konusunda karmaşa yaşadığımı itiraf etmeden geçemeyeceğim.

Nurgül Yeşilçay'ın Antalyayı terketmesini konuşacak değilim.İki yıl önce "yerim portakalı" deyişi henüz kulaklarımızda çınlarken, üstüne konuşmaya gerek yok. Fakat Medyatava'nın verilecek ödülleri 11 saat öncesinden açıklamış olması, gazetecilik etiği açısından tartışılması gereken bir konu. En azından "uluslararası" bir kıvama getirilmeye çalışılan festivale yardımcı olmak adına, yapılmaması gerekirdi. Ne yaparsınız ki "her gazeteci gibi duyum aldık" cümlesi, vicdanlardaki yargı sürecini bitirmek için yeterli olmuyor.

Ve son olarak, Behlül Dal Digitürk Genç Yetenek Jüri Özel Ödülü'nü "Yumurta" filmindeki rolüyle alan, Saadet Işıl Aksoy'a önümüzdeki yıllarda dikkat edin, benden söylemesi.

(fotoğraf:ntvmsnbc)

TERÖR, MİLİTARİSTLEŞEN TOPLUM ve ÇOCUKLAR!


Sabah gazetesinin 30 ekim tarihli "asker kıyafetlerine yoğun ilgi" başlıklı haberinde "Son günlerde, yaşanan terör olaylarına gösterilen tepkilerin, asker kıyafeti satışlarını da artırmaya başladığı belirtildi" denmiş ve en çok ilgiyi çocuklar için satılan kıyafetlerin gördüğü belirtilmiş. Görsel olarak ta yandaki fotoğraf kullanılmış.

Albert Einstein'ın şu sözlerini hatırlamakta fayda var; "Emirle gelen kahramanlıktan, bilinçli ve bilinçsiz şiddetten, aptalca yurtseverlikten, tüm bunlardan nefret ediyorum.

Ben savaşı ve o soğuk silahları öylesine tiksindirici ve aşağılayıcı buluyorum ki böyle iğrenç bir eyleme katılmaktansa kendimi yok ederim daha iyi...

Benim anlayışıma göre sıradan bir cinayet, savaşta adam öldürmekten daha kötü değildir."

"Son Çare" olarak sunulan savaşın, ilk aşılanan şey olması çok düşündürücü. Birilerinin insanlara hatırlatması gerek; "Ey halkım; biz, at sırtından ineli çok oldu."

TÜRKÇE FACEBOOK VARMIŞ TA, BİZİM HABERİMİZ YOKMUŞ








Melih Bayram Dede'nin bloğunda görüp kurdum Firefox eklentisini. Gökhan Çeliker üretimi eklenti, facebook'un hepsini Türkçeleştirmese de İngilizcesi yetersiz kullanıcılara pek çok konuda yardımcı olabilecek kıvamda. En azından "poke"nin "dürtmek" anlamında kullanıldığını yeni kullanıcıya acı çektirmeden ifade etmesi güzel:) Facebook'daki gurupta ""dürtükle!" kelimesini seçerken çok zorlandım, ama beğenilmesine sevindim" demiş Gökhan. Evet "Facebook'u Türkçe kullanıyorum" diye bir de gurup kurmuş. Bilindiği üzere Facebook İngilizce dışında hiç bir dili desteklemiyor. Gurup sayfasından öğrendiğim kadarıyla bu eklenti Facebook'u başka bir dilde kullanmaya olanak sağlayan ilk eklenti. Bize de tebrik etmek düşer.

Facebook'u Türkçe kullanmak için yapmanız gereken, tarayıcı olarak firefox kullanmak ve bu Türkçe facebook eklentisini kurmak. Bu kadar basit. Firefox'u ve eklentiyi türkçefacebook sayfasından indirebilirsiniz. Üstteki resimlere tıklayarak nasıl göründüğüne bakabilirsiniz. (ilk resimdeki bir takım kişisel bilgiler silinmiştir, o nedenle ortası boş görünüyor:) Kurulum çok basit ve bir kaç saniye, program sizi yönlendirecektir. Gökhan Çeliker'e teşekkür etmek için "Facebook'u Türkçe kullanıyorum" gurubuna üye olabilirsiniz. (Tabi facebook'a üye olduktan sonra) Hadi bakalım iyi dürtüklemeler:)

30 Ekim 2007 Salı

BALTALI HAFİZEDEN TÜRK KADINI İMAJINA AĞIR DARBE!

Eminim olaya hiç bu yönüyle bakmadınız.Şahsen benim aklımın ucundan bile geçmedi.Yorum CHP Milletvekili Canan Arıtman'a ait. Gazeteport'a verdiği demeçte; “ABD’de bütün televizyon kanalları 24 saat bu kadını göstermiş. Eli baltalı, cesur bir Türk kadını olduğunu söylüyorlarmış. Türk kadını bu mu? Başı bağlı, eli baltalı. Bu görüntüler son derece kötü. Arayan vatandaşlar ‘Ne olur hükümet bu konuda bir şey yapsın’ diyor. Ben de arayan vatandaşlara, ‘Hükümet ne yapsın ki? Türkiye’deki kadınlar da işte böyle olsun istiyor’ diye karşılık veriyorum. Bu Atatürk’ün çağdaş Türk kadınına sağladığı imajımız olamaz” demiş.

Hafizenin gerçekleştirdiği eylemin akla-mantığa aykırılığı bir yana, Canan Arıtman'ın olaya yaklaşımını garipsedim biraz. CHP'nin seçimlerde aldığı sonuca sebep olan imajı düzeltmek yine bizim başımıza düştü.

Bir yorum da DSP Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş'tan; “Türk kadını kendini ait hissettiği bir yerde öyle bir sahipleniyor ki, her an koruma iç güdüsüyle hareket ediyor.Şahin’in canı tehlikedeydi ve bir şekilde bertaraf etmeye çalıştı. Durum gerçekten çok tehlikeliydi. Başka bir ülkenin insanı olsa bunu yapamazdı. Türk insanının en güzel özelliklerinden birisini Hafize gösterdi. Kendisine emanet edilen bir görevi, sonuna kadar canı pahasına korumayı bildi.” Sosyalbilimci yaklaşımı.

SIGOR ROS - SEAGLOPUR

Diğer kliplerine şuradan ulaşabilirsiniz.Ayrıca 2006 yazında yaptıkları İzlanda turuyla ilgili Heima adlı belgesel 5 kasımda DVD olarak çıkacakmış.Heima'nın trailer'ini şuradan izleyebilirsiniz.Son olarak grubun Myspace sayfası http://www.myspace.com/sigurros

29 Ekim 2007 Pazartesi

EN YARATICI CUMHURİYET REKLAMLARI

Hürriyet internet sitesinde "ilginç cumhuriyet reklamları" başlıklı bir içerik yayınlamış.(Aynı haberi başka sitelerde de gördüm) Bende aralarından en yaratıcı olduklarını düşündüğüm reklamları seçtim.Bence en başalısı dirinler'in reklamı olmuş.Bu vesileyle Cumhuriyet Bayramınız Kutlu Olsun


THE PIANO

The Mill'de animatör olarak çalışan çalışan Aidan Gibbons'un okul için çektiği animasyon kısafilmi. Yaşım genç olmasına rağmen duygulandım:) Web sitesinde Aidan'ın profesyonel çalışmalarını görebilirsiniz.Aidan'ın Simon Reeves'le birlikte yine okul için çektiği "Diversion" filmini ise buradan izleyebilirsiniz.

28 Ekim 2007 Pazar

HÜRRİYETİN SAMİMİYETİ!

Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, sınır ötesi hareketin komutasını eline aldığından beri (bkz;İstanbul Beyrut Olmasın!) Hürriyetin internet sitesini takipteyim.Manşetlerin hemen hepsi terör ve sınırötesiyle ilgili.(12 manşet içinde dün sadece "dünyanın en çok kazanan futbolcuları" manşeti vardı farklı olarak,bu sabah ise "Kezman yok,dert yok"manşeti var.) Buna ek olarak iki gündür Hürriyetin ana sayfasına girdiğinizde, siyah bir sayfayla karşılaşıyorsunuz; "Siz kurtulmadan biz siyahtayız" yazısının altına PKK'nın elinde bulunan askerlerimizin isimleri yazılı. Güzell. Ama samimiyetsizliklerinin göstergesini Ensonhaber yakalamış; "Büyük gazeteye yakışmadı" başlıklı haberinde "siyah sayfanın hemen altında ise bir AÇ AÇ serisiyle karşılaşıyoruz. Magazin haberi kılıfı altında yayınlanan pornografik içerik KAMPANYANIN SAMİMİYETİNE gölge düşürüyor." demiş ve sormuş; "kara sayfa da raitingin bir parçası mı?".(Arşive kalkan sayfa bu gün baktığımda biraz değişmiş.Html kodları görünüyor.Ama sözkonusu haberleri görebilirsiniz bkz.)

Bu gün baktım, içerik değişmemiş ama fotoğrafları değiştirmişler.Malum İbrahim Tatlıses baskıların da etkisiyle "bu günlerde eğlence olmaz"deyip İbo Show programını yayından kaldırmıştı(veya ATV kaldırdı!). Hürriyet te "böyle günlerde magazin olmaz" deyip içeriğini değiştirse, Ertuğrul Özkök gönüllü askerlerine birkaç kişi daha ekleyebilir bence.

LİMKLENMİŞİZ,HAYIRDIR İNŞALLAH!

Wrzl(Özer Bey) tarafından limklenmişiz.Durun bakalım daha neler gelecek başımıza.Wrzl, limk'i "boş zaman geçirgeci" olarak tanımlamış. Logo gözünüzü korkutmasın:)

27 Ekim 2007 Cumartesi

SESİN HAFİFLİĞİ




Müzikle "ucundan kıyısından ilgilenen" bir gurup insan, "albüm" kavramını sorgulayıcı nitelikte bir çalışma yapmışlar ve ortaya çok güzel, alışılagelmedik bir albüm çıkmış. Kayıtların stüdyoda yapılmamış olması, bazı parçalarda enstrüman kullanılmaması albümü eksiltmekten çok katkıda bulunmuş. Kayıt fikrini Tony Gatlif filmlerinden almışlar(Gadjo Dilo' da ki "Nora Luca" geldi aklıma, şuradan izleyebilirsiniz) Parçaların arasında kullanılan gerçek sesler, albümün deneysel yönünü ön plana çıkarmış.(Parçalar değil ama albüm kesinlikle deneysel)"Bu albüm ile zaten bizim olması gerektiğini düşündüğümüz iki şeyi; sesimizi ve toplumsallığımızı piyasanın elinden kurtarıp kendimize döndürmeye çalıştık." Albümün adı "Sesin Hafifliği".Web sitesine şuradan ulaşabilir, albümü şuradan indirebilirsiniz.

BLA BLA...

Süper eğlenceli, aynı zamanda çarpıcı bir Tomek Baginski 3-D kısafilmi; Fallen Art. Müzik; Fanfare Ciocarlia'nın Asphalt-Tango'su. Web sitesindeki e-kartlara bir göz atsanız iyi edersiniz.

26 Ekim 2007 Cuma

İSTANBUL ,BEYRUT OLMASIN!



Uzun bir süre yazmadan, sessizce izledim."Geçer" dedim."Kendimi bildim bileli geçiyor, bu da geçer". Toplumsal tepkiye kulak kabarttım, ilk başlarda hoşuma gitti "birlik ve beraberlik" gösterileri, dostu düşmanı çatlatacak cinsten.Ürperdim,gözlerime yaşlar hucum etti.

Ama olmadı, geçmedi; 12+13 daha 25 eder, 25 şehit.İstatistik bilimi işe karıştı.Siyaset bilimi başından beri işin içinde, uluslararası ilişkiler burnunu soktu, Doğan medyası emir-komutayı ele aldı;"engin savaş tecrübesine sahip komutan Ertuğrul Özkök elinde joystick "sefer görev emri"ni yayınladı "söz artık Türk F-16'larınındır" dedi.Stratejiyi belirledi;Üç beş F-16,otuzbeş-kırk sorti, hedefi gösterdi"Erbil".Tüm bunlar "üç saatlik meditasyon"un sonucu.Genelkurmay başkanının kendisini alkışladığını da eklemeyi ihmal etmedi.O zaman "Hasduur,haydi ya Allah.Evladım sende bir viski kap,yarım saate gelirim"

Ben ve akranlarım hiç savaş yaşamadık.Bizim için savaş demek,"Er Ryan'ı Kurtarmak" demek,"Call of duty" demek.Veya bunların t.v. deki simulasyonları! olan körfez savaşı(ki pek çoğumuz hatırlamaz) veya Irak savaşı.Biz savaş konusunda cahil kalmış bir nesiliz.Aslında o kadar zor birşey değilmiş."Üç-beş F-16" o kadar.Yani oturduğun yerde,şip-şak.Bende büyüyünce savaşıcam,Call off duty baymıştı zaten.

Geçer dedim, geçmedi.Adım adım savaşa doğru gidiyoruz.İsteyen çok fazla.Halkımın damarlarındaki kan "deli".Karşı taraf hakediyor.Ama karşı taraf yıllardır hakediyor.Neden şimdi?Acabalar geliyor aklıma."Acaba" diyorum "A.B.D. Irak'ta gidişatı rutine oturttu da, şimdi başka bir şeyin peşindemi?"Mesela bağımsız bir Kürt devleti?Türkiye Erbile vurur,hem Irakın kuzeyi hem bizim güneydoğumuz ayaklanır.İstanbuldaki Kürt kardeşlerimiz ayaklanmaya destek verir,dünya kamuoyu araya girer,hoop al sana Kürdistan."Aman canım sende,komplo teorisi."

Geçer dedim geçmedi.Ortada amansız bir düşman var,yokedilmesi lazım.Kim mi dediniz; karşı dairemde oturan Kürt ailenin Kuzey Irakta ki akrabaları.Merdivenlerde karşılaşınca başsağlığı diler geçeriz.Ona da "Allah razı olsun"demek düşer.Ece Temelkuran "Bir gurup vatandaşla konuşulsun" başlıklı yazısında "Sınırötesi operasyon savaşı hiç olmadığı kadar içeriye taşımayacak mı?"diye soruyor."Öfke ve nefret, bugün Türkiye tarihinde belki de hiç olmadığı kadar derin ve canlı. Bu işin sonu Bosna'daki, Ruanda'daki gibi olabilir. İstanbul, Beyrut olabilir. İnsanlar, "milliyetçi hisleri olan normal vatandaş" olmakla komşularını öldürmek arasındaki çizgiyi akıl almaz bir hızda aşabilir."Ve nitekim öyle de oluyor.İnsan Hakları Derneği Bursa Şubesi'nin 23 Ekim tarihli raporu şöyle;
  • 21 Ekim'de gece yarısına kadar süren gösterilerde, DTP binası yaklaşık bin kişilik bir grup tarafından taşlandı, tabelası indirildi, yakılmaya çalışıldı.
  • DTP binasının alt katında bulunan Öykü Evren'in evi kundaklandı.
  • Temel Haklar ve Özgürlükler Derneği önünde toplanıp tekbir getiren, bozkurt işaretleri yapan yaklaşık bin kişilik bir grup önce 11 kişiyi içeride mahsur bıraktı. Sonra derneğe saldırıp bir kişiyi yaraladılar.
  • Muhacir pazarındaki Kürt esnafların işyerlerine saldırıldı. Pazar günü olması nedeniyle yalnızca maddi hasar meydana geldi.
  • Bursa Tuncelililer Derneği Başkanı Celal Hanbayat telefonla ölümle tehdit edildi. İşyerinin yakılacağı söylendi.
  • İşyerleri, dolmuşlar ve özel araçlara bayrak asma zorunluluğu dayatılıyor, uymayanlar tehdit, küfür ve tacize maruz kalıyor.
  • Ortaöğretim ve ilköğretim öğrencileri bazı öğretmenlerin de katılımıyla gün boyunca ırkçı sloganlarla ve tekbir getirerek gün boyu şehir turuna çıkartılıyor.
  • Zeynep Dirik, bir büfeden alışveriş yaparken Kürtçe konuştuğu için büfeci tarafından tartaklandı; küfür ve hakarete maruz kaldı.
  • Mustafa Kemal Paşa ilçesinde Kürtlerin yoğun olarak gittiği bir kahvehane Ülkücüler tarafından sarıldı; içeridekilerin evlerine gitmelerine izin verilmedi.
  • Sayıları daha sonra bin 500 bulan grup Kürtlerin işyerlerine saldırdı. Silah kullanıldı. Felemez Turgay ve Ahmet Tokay yaralandı.
  • Kürt yurttaş Abdurrahman Adam'ın evi ateşe verildi.
  • Seyfettin Adam'ın ev ve işyerinin camları kırıldı.
  • İlçede Fevzidede ve Atariye mahalleleri üç gün boyunca abluka altına alındı.(bianet)
Dikkat edin sadece Bursada cereyan eden olaylardan bahsediyor.Ülke genelinde bir "bastırma ve sindirme" politikası el altından işletiliyor.Pendikte evlerin kapılarına Hitler Faşizmini hatırlatan çarpılar atılıyor.Kadıköyde bir öğrenci kürt olduğu için linç edilmek isteniyor,Rizede bir başkası dövülüyor.(birgün)"Her Kürt aynıdır" imajı kafalara kazınmaya çalışılıyor.İnsanlar kimliklerini açıklarken, parantez içinde "yanlış anlamayın" yazmak zorunda bırakılıyor. "Savaşa Hayır" demekten çekinir olduk.
Ve işte beklenen haber geldi "MHP Yenimahalle İlçe Başkanlığına bağlı temsilciliğe bombalı saldırıda bulunuldu"

"Bakmak"la "Görmek" aynı şey değildir."Akıl" ve Zeka" da.
İnternette kampanya üzerine kampanya düzenleniyor.İnsanlar sanal alemde de ikiye ayrılmış durumdalar.Bir taraf "teröre hayır" kampanyaları düzenlerken, bir taraf "savaşa hayır" kampanyaları düzenliyor.Kutuplaşma kavramlar üzerinde yoğunlaşmış durumda.Facebook,Myspace,Sosyomat gibi sosyal iletişim ortamlarında guruplar birbirlerini moderatörlere şikayet edip kapattırmaya çalışıyorlar.Eli kalem tutan insanlar hızla militaristleşiyor.Atışmalar tartışmaya,tartışmalar kavgaya dönüşüyor."Gösterilerde neden başörtülüler yok" diyor birileri.Ortam iyice sığlaşıyor.Her şey amacını aşmaya başladı.Bir taraftan da ortalığı karıştıranlar pişkinlikle "itidal" çağrıları yapıyor."Sakin ol, joystickin tuşları kırılacak."

Bu toprakların aklı-selim insanları; çıkarın kamuflajlarınızı ve unutun.Size yapılan bütün telkinleri unutun.Öğrendiğiniz sloganları, marşları, tezahüratları unutun.Artık bayraklaştırılması gereken tek bir slogan var; İSTANBUL,BEYRUT OLMASIN!


sessiz kalma,yorum yaz.

EDİTORYA


Yayın hayatına yeni başlayan Editorya, dün bizi tanıtmış.Teşekkür ederiz.

25 Ekim 2007 Perşembe

CNNTÜRK VE SİLAH(SIZ)LANMA!


Saat sabahın 05:30'u.Uyku tutmamış nette geziniyorum,kulağım t.v.'de.Sevim Gözayın sesini duyuyorum.Cnntürk,Cosmopolis,güzel.Sabahın köründe belki izlenecek birşey çıkar.
Sevim Gözay silah satan bir mağazada, elinde bir silah, karşısında satış temsilcisi bir bayan."Herhalde silahsızlanmayla ilgili birşeyler yapmışlar" diyorum kendi kendime.Önce satış temsilcisi bayana, erkeklerin bu durumu nasıl karşıladıklarını soruyor.Yani "bir kadının silah satmasına erkekler nasıl bakıyor?"Kadın alışılageldik şeyler söylüyor;"ilk başta yadırgadılar" falan...
Program ilerledikçe Sevim Gözay silahı alıyor eline.Bir taraftan poligonda atışlar yaparken bir taraftan da silah almak isteyen insanlara, konuğuna bir takım sorular sorarak yol gösteriyor. Hemde en ince ayrıntısına kadar.Nerelere başvurulur,nasıl evraklar gerekir,v.s. Ve sonunda elinde tuttuğu pompalı tüfeğin fiyatını öğrenince (1500 dolar) "nerelere harcamıyoruz ki bu parayı" kabilinden bir yorumda bulunarak silahın ucuzluğuna dem vuruyor.Sonuç olarak Cnntürk'te,Cosmopolis programında, 25 dakika boyunca Sevin Gözay silah propagandası yaptı.(En azından benim yakalayabildiğim 10 dakikasında.Bu arada benim izlediğim programın tekrarıydı.Aslı saat 20:30'da prime time kuşağında yayınlanmış.)
"Türkiyede her 100 kişiden 13'ünde ateşli silah bulunuyor.Yılda ortalama 3000 kişi bireysel silahlanma yüzünden hayatını kaybediyor." Haberin kaynağı CNNTÜRK.İlgili haber videosu burada.
Peki neden bu gün?Ece Temelkuran'ın şu yazısını okuyunca acaba diyorum.Acaba...


sessiz kalma, yorum yaz.

TOKYO METROSU

Ofis ortamı sıkıcıdır.Pek çok insanı işlerinin yanında başka şeyler yapmaya iter;blog yazmak gibi.Japon arkadaşta ofiste sıkılınca kutunun derinliklerine inmiş:)

24 Ekim 2007 Çarşamba

EVLERİNİN ÖNÜ BOYALI DİREK (TANGOS) VİDEOSU HAKKINDA

Bundan on gün önce Evlerinin önü boyalı direk (tangos) adlı parçayı facebook'ta görüp bloğuma eklemiştim.(şurdan izlenebilir)Gerek blokta yazılan yorumlar ve gerekse mailime gelen yazılar nedeniyle böyle bir açıklama yapma gereği duydum.Gurupla herhangi bir bağım yok.Yalnızca solistlerin, Öykü Gürman ve Berk Gürman adlı ikiz kardeşler olduğunu öğrenebildim.Ekşisözlük'te Öykü Gürman hakkında şunlar,Berk Gürman hakkında şunlar yazılmış.Ayrıca flamencobosforo adlı sitede Öykü Gürman'ın kısa bir özgeçmişi var.Kendilerine ait web sitesine raslamadım.Bilen varsa burdan paylaşabiliriz.
Son olarak biz bu arkadaşları çok sevdik:)

WHAT PRİCE FOR THESE DİAMONDS?



















Uluslararası Af Örgütü

JESUS CHRİST-GÜLÜMSEMENİN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ

Usta blog yazarlarının acemi blogculara güncel olmaları konusunda yaptıkları telkin bir kenara dursun,ben bu videonun fanatiğiyim.İnternetteki bilgi akışı hızından dolayı bazı güzellikler çabuk unutuluyor.
Video aslında "komik" olmanın ötesinde bir "hoşgörü" örneği. "Dalga geçebilirsin. Ama dikkat et,çarpılma!"
Danimarkadaki karikatür krizi geldi aklıma.Tepkiler çok sert olmuştu.Yürüyüşler, tehditler, politikacılardan sert çıkışlar v.s.Ama "yaratıcı zeka sahibi" insanlarımızdan buna benzer bir eleştiri hatırlamıyorum.O günlerde internette buna benzer bir protesto videosunun yayıldığını düşünsenize...

GADJO DİLO- BEN DE ÇİNGENEYİM

Cezayir asıllı Fransız yönetmen Tony Gatlif'in "Gadjo Dilo" adlı filminden bir kesit.Tony Gatlifin ilk izlediğim filmiydi.Filmi izledikten sonra ne yalan söyliyeyim çingenelere özendim,Rona Hartner'a da aşık oldum.Çingeneler konusunda Emir Kusturika'dan daha iyi olduğunda herkes hemfikir.
Tony Gatlifin aynı zamanda müzisyen olduğunu belirtmekte fayda var.Yaptığı filmlerin müzikleri de filmler kadar etkileyici.Film Türkiyede vizyona girmediği,vcd veya dvd'si satılmadığı için filmin Türkçe adı yok(ben raslamadım) ingilizceye Crazy Stranger olarak çevrilmiş ama Gadjo Dilo'yu "çingene olmayan" diye çevirmek daha doğru olacaktır.Film de zaten çingene olmayan bir adamın çingenelerin yanında geçirdiği zamanı anlatıyor.
Tek başına filmin bu sahnesi bile çok etkileyici.

22 Ekim 2007 Pazartesi

MÜSLÜM BABA, NE YAPTIN SEN!

Babanın "Senden Başka"ile başlayıp "Bırrrrrr"la doruğa ulaşan değişim sürecini yakından takip ediyorum.Aslında içten içe hoşuma gitmiyor da değil.En kötüsünden "beğenmezseniz bile saygı duyar geçersiniz" şeklinde bir durum.
Şimdilerde ise, nisbeten eski tarzına dönmüş Müslüm Baba, Akbank reklam filmiyle karşımıza çıktı."İtirazım var" yerine "ihtiyacım var" diyerek adeta herşeye itirazı olan,isyankar fanatiklerine yol gösterircesine."Onların dünyayı algılayışlarındaki değişime sözcülük ediyor" diyenler de olabilir ki; derinlemesine sosyolojik araştırma gerektiren bir konudur,bizi aşar.

Asıl konuşulması gereken Akbank'ın ve reklam şirketinin yaptığı.Düzene isyan kültürünü, düzenin içerisine çektiği insanlara, ihtiyaç olarak sunduğu "uzun tatil,güzel perde,dünyanın bilgisi(çöp),güzel bir elbise,mutlu günler,yatak yorgan seti,lcd t.v.,home theatre system,araba,ev ve rahat" gibi kavramlarla, kapitalizm pazarlayarak sisteme entegre etme telaşı.Sürekli yeni pazarlar bularak ayakta kalabilen kapitalizmin ülkemizde tıkanma sürecine girdiğini mi gösterir acaba.A.B.D. bu tıkanıklığı Irak'a girerek aşmayıbaşardı bir nebze de olsa(gerek Irak ordusuna, gerekse el altından sünni isyancılar ve şii imam ordularına sattığı silahlarla ekonomisine sıcak para sağladığı bir gerçek.Bunun yanısıra Irakın yeniden yapılanması,özel güvenlik şirketlerinin paralı askerlerden oluşan ordularına iş alanı yaratılması gibi para kaynakları da var tabi.Petrolü herkes biliyor.) Bununla kıyaslanacak olursa Akbankın Müslümsever varoşları ve orta sınıfı sisteme davet etmesi masum gelebilir ama yinede özendirme ve imrendirme kavramları bu kadar hard bir kavramla sunulunca (ihtiyaç?) itici geliyor.Lcd t.v.,home theatre system, araba, ev,uzun tatil...Unutulmamalı ki Müslüm Gürsesin fanatik kitlesinin çoğu için bu sayılanlar ihtiyaçtan çok lükse girer.Evet insanlara lüksü ihtiyaçmış gibi sunmak bir anlamda reklam sektörünün işidir ve şirketlerin çoğu bunu yapar.Ama aşağıdaki sözlerle yatıp kalkan insanlara, ikonları Müslüm Gürses'le bu şekilde vurmak adaletsiz geldi bana.

Bu da parçanın orjinal sözleri;

İtirazım var bu zalim kadare
İtirazım var bu sonsuz kedere
Feleğin cilvesine
Hayatın sillesine
Dertlerin cümlesine
İtirazım var

Yarım kalan sevgiye
Şu emanet gülmeye
YAşamadan ölmeye
İtirazım var

(Müslüm Gürses fanlarını tanımak için: şuraya, şuraya, konuyla ilgili akademik bir çalışma için şuraya itirazım var şarkısının sözlerinin tamamı için buraya bakabilirsiniz.

Yorumlarınızı bekliyorum.

The RETURN-VOZVRASHCHENİYE-DÖNÜŞ

Ve "FİLMEKİMİ KAÇIRDIKLARIM2"de bahsettiğim Zyvgintsev'in ilk filmi "The Return-Dönüş".

THE BANISHMENT (IZGNANIE)[SÜRGÜN] - TEASER TRAILER

Bu da filmin teaserı.Filmekiminin web sitesinde "Anne, baba ve iki çocuk modern şehirden yola çıkıp babanın doğduğu köy evine gelirler. Böylece şehir kültürü yerini doğanın hükmüne bırakır ve ailenin büyük fedakârlıklar isteyen bu yaşam biçimine ayak uydurmaya çalışma macerası başlar." diye özetlenmiş filmin konusu.Teaser ve fragmanın sıralaması hikayedeki gibi;teaser şehirden, fragman doğadan beslenmiş.

(ilgili yazı; FİLMEKİMİ KAÇIRDIKLARIM2)

FİLMEKİMİ KAÇIRDIKLARIM 2

ANDREY ZVYAGINTSEV - THE BANISHMENT
"The Return-Dönüş"ü izledikten sonra yaklaşık olarak on dakika koltuğumdan kalkamadığımı hatırlarım.Beni bu kadar sarsan bir "ilk film" hatırlamıyorum dersem abartı olmaz.Atmosferdeki kusursuzluk,resimlerdeki mükemmellik,oyunculuklardaki sıradışılık...Filmden çıktıktan sonra "bu işi bırakmalımıyım?" diye düşünerek İstiklali boydan boya yürüdüğümü hatırlarım.Abartı gelebilir ama gerçekten film o karanlık salondan çıkışta beni bu sorgulamaya itmişti.Sonra filmi bir kere sinemada, 2 veya 3 kere de D.V.D.de tekrar izledim.
The Return'den sonra Zvyagintsev hakkında hemen herkesin söylediği şey, Tarkovsky'nin tahtına oturduğuydu.İşlediği konudan tutunda kullandığı metaforlara ,resimlerinden mizansenlere kadar Tarkovsky'den etkilendiği bariz.Fakat kimsenin söylemeye cesaret edemediği bir şey var;ben Zvyagintsev'i daha anlaşılır buldum.Tarkovsky biraz daha zor bir insan.Metaforlarını anlayabilmeniz için Hristiyan teolojisine derinlemesine hakim olmanız gerekiyor.Zvygaanitsev daha anlaşılır metaforlar kullanmıştı ilk filminde.Belkide Tarkovsky bize bu zemini hazırladığı için ben Zvyagintsev'i daha anlaşılır buldum.
İkinci filmi "The Banishment-Sürgün" için Cannes'da izleyenlerin yorumlarından anladığım kadarıyla bu film biraz daha Tarkovsky'ye yakın duruyor,izleyince göreceğiz.
"İzleyince göreceğiz" dedim ve konu başlığım geldi aklıma;filmi böyle bir özlemle bekleyen ben,filmin 2 saat sonraki yayımını kaçırıyorum.Kaçırdığım filme methiyeler düzmekten başka bir şey gelmiyor elimden.Umarım İstanbulda vizyona girer de salonda izleme şansını yakalarız.


21 Ekim 2007 Pazar

80'LERİN SONUNDA, 90'LARIN BAŞINDA ÇOCUK OLMAK



Facebook'daki gruplar üzerine daha önce yazmıştım.Şimdi ön plana çıkan başka bir grup var;"80'lerin sonunda 90'ların başında çocuk olmak".Ben yazıyı yazarken 76,962 üyeye ulaşmış durumda olan grup Sabah Gazetesinin haber başlığında da yazıldığı gibi "Facebook'taki aidiyet telaşı"nın bir göstergesi adeta.Facebook'ta binlerce grup var.Okullar,şehirler,inançlar,ortak beğeniler üzerine kurulu bu gruplar arasında belki de insanların kendilerini en bariz tanımlayan ortak özellik olarak gördükleri Özal sonrası jenerasyonu olma hali.

Grubun kurucusu Zeynep Özel kendi jenerasyonunu şöyle tanımlıyor;"Biz her şeyin kaliteli, az bulunan; dolayısıyla kıymetli ve uzun ömürlü olduğu zamanları gören son nesiliz. Hem aynı kasetteki 10 parçayı çevire çevire aylarca dinledik hem de iPod'umuzdaki binlerce parçadan kısa sürede sıkıldık. Biz hem sokakta hem de bilgisayarda oynadık. Ortak çok şey paylaşmış bir nesiliz."Hemen arkasından ekliyor;"Bu kadar aynılık iyi mi, kötü mü bilmiyorum."

Burdan iki sonuç çıkarabiliriz,birincisi; bahsettiğimiz jenerasyon bir aidiyyet arayışı içerisinde ve mümkün olduğunca geniş bir kitleye sahip gruplarla aidiyyet bağı kurma arayışında.
İkincisi ise;bu jenerasyon sadece internetin en popüler sosyal iletişim platformuna yön vermekle kalmayıp geleceğimize de yön verecek jenerasyon olma konusunda aktif olan,kendilerinden bir önceki kuşağın adlandırıldığı gibi "kayıp" olmayan bir kuşak.

RAPHAEL

Saat sabahın 05:42'si.Uyku tutmamış gezinmelerdeyim,biraz da kırgınlık var üzerimde.Mevsim geçişinden olsa gerek.Öldüren Şaka'da Raphael'e rastladım.Pazenadam "Mahkemeye başvurup adımı Raphael olarak değiştirmek istiyorum"demiş.Hastayım diye mi yoksa uykusuzum diye mi bilemedim,Raphael Endhoven oldum bir anda.Oysa Fransızca da bilmem.O nasıl bir duruştur Carla Bruni.Hastayım yapma bunu bana sabah sabah.

20 Ekim 2007 Cumartesi

STOP THE CLASH of CIVILIZATIONS

Uygarlıklar çatışmasına son.Mesele çok güzel özetlenmiş.Avaaz'dan.

BİR FİLM DÜNYAYI NE KADAR DEĞİŞTİREBİLİR? (PANGEA DAY)

Pangea Day, Startup com ve Control Room adlı ödüllü belgesellerin yönetmeni Jehane Noujaim tarafından başlatılan ve J.J. Abrams(Lost), Lawrence Bender(Kill Bill), Alan Cumming(X-Men), Alexander Payne(Sideways), Kevin Wall (Live Earth & Live 8), Cameron Diaz, Meg Ryan ve Will.i.am(Black eyed peas) tarafından desteklenen bir organizasyondur.

Pangea Day(Pangea Günü), sinemanın gücünü kullanarak insanların hoşgörü ve merhamet duygularını güçlendirmenin yanısıra milyonlarca insanı bir araya getirerek daha iyi bir gelecek yaratmayı hedefleyen bir eylem günüdür.

İnsanlığın sınır, karmaşa, farklılıklarla bölündüğü bir dünyada ortak yönlere sahip olmanın farkına varmamak oldukça kolaydır. Pangea Günü‘nün amaçladığı şey ise bu sorunu, sinemanın gücünü kullanarak insanların kendilerini başkalarının yerine koyabilmesini sağlayarak çözmektir.

10 Mayıs 2008 (Pangea Günü) tarihinde Kahire, Dharamsala, Kudüs, Kigali, Londra, New York, Ramallah ve Rio de Janeiro’da kurulacak alanlarda 4 saat sürecek güçlü filmler, vizyoner konuşmacılar ve canlandırıcı müzikler yayınlanacak. Program Internet, televizyon, dijital sinemalar ve cep telefonları aracılığı ile tüm dünyada canlı olarak yayınlanacak.

Pek tabii ki filmler tek başına dünyayı değiştiremez. Fakat onları izleyen insanlar bunu başarabilir. Yani önümüzdeki 10 Mayıs 2008 tarihinde Pandea Günü organizatörleri, esinlenmiş izleyicileri halihazırda önemli başarılara imza atmış birçok organizasyon ile bir araya getirmeyi kolaylaştırmak için topluluk aktiviteleri gerçekleştirecekler.

Sizden istenen ise hikayenizi anlatmanız; Bir film çekin ve http://www.pangeaday.org adresine kaydolun. Sonra da videonuzu http://www.youtube.com/group/pangeaday adresine yükleyin.

(içerik ; www.hecatomber.org'dan alınmıştır)

MERCAN DEDE'DEN “800”





2007’nin Mevlana’nın doğumunun 800. yılı olması nedeniyle “800”ü Mevlana’ya adayan Mercan Dede, bu yeni albümünde işlediği barış temasıyla, Mevlana’nın “gel ne olursan ol, yine gel” sözünü bir kez daha hatırlatıyor dinleyene.



Çağdaş derviş, gönül adamı Mercan Dede yeni albümü “800” ile farklı kültürlerden bir çok usta müzisyeni konuk ediyor albümüne. Konuk müzisyenlerin kendi ülkelerinin geleneksel müzik birikimlerini de taşıdığı “800” dolayısıyla alışkın olduğumuz Türk vurmalı çalgılar yerine, Hint ve İran vurmalılarıyla öne çıkıyor. İsviçreli Mich Gerber (bas), İranlı Ziya Tabassian (perküsyon), Türk Müziğinde aşina olmadığımız sazlarıyla Hintli Shankar Das (dolak ve tabla), Çinli Shen-Qi (erhu), Kanadalı Ben Grosman (hurdy-gurdy)’ın yanı sıra; Metehan Çiftçi (santur), İsmail Tunçbilek (bağlama), Göksel Baktagir (kanun), Neva Özgen (kemençe),Yurdal Tokcan (ut) gibi daha bir çok önemli isim enstrümanlarıyla eşlik ediyor. “800”de Mercan Dede’nin müziğine yorumlarıyla Ceza ve Yıldız Tilbe de farklı bir renk katıyor.Çok sesli, çok ruhlu bir albüm “800”. Elektronik alt yapının sanatçının diğer albümlerine göre daha fazla hissedildiği “800”de, aynı zamanda halk müziği ve -her zamanki gibi- tasavvuf müziğine dair motiflere de rastlamak mümkün. Doğu’nun mistik havası, büyülü ruhu hakim “800”’de. Modern olanla yerel olanın birleşmesi, bir yanıyla da dijital ve akustiğin buluşma noktası diyebiliriz bu albüme. Yani Yıldız Tilbe’nin söylediği “Tutsak” adlı şarkısında gibi, “güneşten sıcak, sudan çıplak” bir albümle geliyor Mercan Dede.

Mercan Dede’nin bestelerinden oluşan toplam on bir parçanın yer aldığı albümde Hayrullah Ersöz’ün “yalınayakbaşıkabak” şiirinden alıntılarla Yunus Emre’ye ithafen yazılmış “Nerdesin” adlı parçanın yanı sıra, albüme adını veren “800”, “Tutsak”, “Mercanistan”, “Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, Ali Baba ve Kırk Haramiler’e Karşı” adlı parçalar dikkat çekiyor. Hümanist bir söylem, gönül gözüyle dünyaya bakan, aşkla hayatı karşılayan parçalar bunlar. Mevlana’nın yüce gönlünü, ruh ustalığını da yansıtmaya çalışıyor Mercan Dede. Ve elbetteki “üfleyenin” sanatını da incelikle taşıyor dinleyene...

Mercan Dede’nin Mevlana’ya adadığı albümü “800” 24 Ekim’de müzik marketlerde yerini alıyor.

Kaynak;Doublemoon basın bülteni

www.mercandede.com

AMNESTY INTERNATIONAL: SIGNATURE SPOT COMMERCIAL AD...

Uluslararası Af Örgütünün etkileyici videolarından biri.

KONSER "İKİ"

Myspace'den bildiğim Eskişehirli grubun konseri.Bu da resmi web adresleri.Kendi kaydettikleri 5 parçadan oluşan ilk demoları her iki adreste de var.31Ekim çarşamba Stüdyo Live'da.

19 Ekim 2007 Cuma

FACEEBOOOKK



Fermuardan Emrah Ablak çizmiş.

KENTUCKY ZEKERİYYA...


Kaynağını bulamadığım bir Facebook ürünü:) Ahmet Hakan olsa 2 resim arasındaki 7 farkı yazardı.

JCPENNEY MAGİC

İlk olarak animatiksentetikte gördüm.Çok hoş bir reklam.

VINCENT-TIM BURTON

1982 Yapımı Tim Burton animasyonu.Kimilerine göre Burton kendi çocukluğunu anlatmış.Edgar Allen Poe'dan esinlendiği de söylenenler arasında.Bu fantastik adam hakkında sağlam ipuçları veren bir film olmuş.

BEKO BASKETBOL LİGİ REMİX

2007-2008 sezonu için hazırlanan film.

PERSEPOLİS

Bu da filmin fragmanı.Şurada da filmin web adresi var.

PERSEPOLİS - TEASER

Filmekimi bu gün başladı.Küçük bir kızın gözünden İran Devriminin anlatıldığı animasyon Marjane Satrapinin aynı isimli çizgi romanından uyarlanmış.Bu seneki Filmekiminin öne çıkan filmlerinden.Benimde gözde filmimdi ve fakat kaçırdım.Film tam şu anda Emek Sinemasında oynuyor.Olsun vizyona girme ihtimali çok yüksek.Teaser'i bile güzel.Yakalarsanız kaçırmayın derim.Filmekimi programını şurada bulabilirsiniz:)

18 Ekim 2007 Perşembe

AKIL MI BIRAKTIN BENDE YA HUU!

Bir mevlevi müridinin başına gelen kaza.Çoğu insan için ilk etapta komik bir görüntü olabilir.Ben bu görüntüde bir nevi kendinden geçiş(vecd)durumu olduğunu düşünüyorum.Semazenin kendini unutması.Zira ilk etapta perdeyi farketmemesi için hiçbir sebep yok.

My Myanmar

Cunta Myanmarda rahiplerin başlatıığı protestolarda 3bin kişinin tutuklandığını açıklamış.Olayları ilk duyduğumda youtube'dan takip etmiştim.Bu videoda olaylar çok net.Haber sitelerine düşen cuntanın açıklaması vesile oldu;unutmamakta fayda var.

16 Ekim 2007 Salı

DOVE EVOLUTION

İnanılmaz bir evrim."Kalıplaşmış görüşler,özendirilen kişiler ve kaybedilen değerler.Güzellik anlayışı nasıl bu kadar değişti?"Dove'un Gerçek Güzellik Kampanyasının reklam filmi. Kampanya sitesi www.gercekguzellikkampanyasi.com


AF ÖRGÜTÜNDEN "UNSUBSCRIBE-ME"


Uluslararası Af Örgütü,terörle mücadele adına insan hakları ihlallerine karşı"Listeden Çık" kampanyası başlattı.Örgüt yöneticisi Kate Allen,"Amaç,hak ihlalleriyle terörizm arasında yapılmak istenen sözde tercihi reddetmek"dedi.(ntvmsnbc)

Terörle mücadelede insan haklarının ayaklar altına alınmasına karşı başlatılan kampanyanın tanıtım videosu oldukça etkileyici.

YORUMSUZ

Bazen susup sessizce izlemek en iyisi.Ağzım açık kaldı.

15 Ekim 2007 Pazartesi

SABAH GAZETESİ EBE'M OLMUŞ, BANA YENİ İSİM KOYMUŞ


Sanırım medyamızın Facebook'a olan ilgisinin sebebini çözdüm;kolay haber.14 Ekim tarihli(dün)Sabah Gazetesinde facebookla ilgili bir haber vardı."Facebookta ebesini arayan gruplar bile var" başlıklı haberde,Facebooka olan ilgiden filan bahsettikten sonra yazıyı şöyle bitirmişler;
"Türkçe Facebook'un en büyük topluluklarından biri ise, 30 bin üyeli "Ebemi de bulucam facebook'ta Allah'ın izniyle". Kurucusu Ahmet İsimsiz "Facebook'u ti'ye almak için bu grubu kurdum. Grubun bu kadar büyüyebileceğini hiç düşünmemiştim. Ben de şaşkınlıkla izliyorum" diyor."
Bu sabah facebookta gezinirken "ebemi de bulucam facebook'ta Allahın izniyle:)" grubunun sayfasında creatör Seyhun Sevinclerin notuyla karşılaştım; "Sabah ebe'm olmuş bana yeni isim koymuş, yeni ismim: Ahmet İsimsiz" .Yani Sabah gazetesi büyük bir feyk haber olayına imza atmış durumda.Oysa Seyhun Sevincler ismi grubun sayfasında creatör olarak yazılı.Bu arada Seyhun Sevincleri yaratıcılığı konusunda tebrik etmek lazım.Hem grubun ismi,hem de haberle ilgili notundan dolayı.

14 Ekim 2007 Pazar

NURİ ALÇO İLE COŞKUN


Malum Müjde Ar NTV'deki programda gazoz açma olayından bahsettiğinden beri 70li yılların gençleri konuyla ilgili eteklerinde ne kadar taş varsa döktüler.Meğer herkesin gazozla alakalı bir hikayesi varmış da saklarlarmış.Müjde Ar "gazoz kapağımı Bedri açtı ama içine akıtmadı" diyerek bir anlamda toplumsal bilinçaltımızın dışavurumuna öncülük etti.Pek çok isim konuyla ilgili yazılar yazdı t.v. programlarında konuştu v.s. son olarak bu günkü Milliyette Can Dündar "Gençliğimizi Gazoz Korkusu Mahvetti" başlığıyla bir yazı kaleme almış.Yazının sonunda Seyhan Sevinç'in Nuri Alço üzerine yazdığı "Soğuk Bir Gazoz İster misin Yavrum" isimli kitabındaki Nuri Alço ve Tecavüzcü Coşkun arasındaki on farkı özetlemiş:

1) Tecavüzcü Coşkun direkt saldırarak şaşkınlık ve korkuya yol açar; Alço ise tarzında hayal kırıklığı barındırır ve bundan beslenir.

2) Coşkun sapıktır; hemen tecavüz eder, Alço ise güzel laflarla kandıran ağırbaşlı bir tecavüzcüdür.

3) Alço kentsoylu, patron tecavüzcüdür; Coşkun ise proleter.

4) Alço İtalya'dan giyinir; Coşkun jean giyer.

5) Coşkun tecavüzden sonra yarı çıplak kaçar. Alço ise olay mahallini terk etmez; şarap ve puro içer.

6) Coşkun beş parasızdır, işini ayakta halleder. Alço zengindir; genelde yatak kullanır.

7) Alço işi tek başına yapar. Coşkun ise genellikle yalnız değildir. Mutlaka arkadaşları da sebeplenir.

8) Coşkun kaybetmişliği simgeler, bu yüzden korkacak bir şeyi yoktur. Alço ise 'şey'lerin sahibidir; bunları kaybetmekten çok korkar.

9) Coşkun bastırılmış cinselliğin hıncını hayvanlaşarak alır ve bayanı kıstırdı mı biçimsiz bir kahkaha atar. Alço sahte evlilik vaadiyle kandırır ve yıllar yılı kullanır. En fazla sinsice sırıtır.

10) Coşkun bir toplum kurbanı simgesidir, tedavisi mümkün olabilir. Toplum ise Nuri Alço'nun kurbanıdır. Tedavisi mümkün değildir.

Ve Dündar bu kıyaslamayı "çoğumuz için öğretici olarak nitelendirmiş.

Geçenlerde bir mail aldım.Mailde içkilerine katılan ilaçlarla uyuşturulduktan sonra organları çalınan insanların yaşadıkları anlatılıyor ve ekliyordu;sakın tanımadığınız insanlardan bir şey almayın.Tipik bir korku ve güvensizlik toplumu yaratma gayreti içerisinde buldum yazıyı yazanları.Nuri Alço ve Tecavüzcü coşkunu yaratanlar kendi dönemlerinde bunu çok iyi başarmışlar ki insanlar düşüncelerini otuz sene sonra ancak açıklayabiliyorlar.
İnternet sayesinde porno kültürüyle haşir-neşir olduktan sonra gazozcularımız kendilerine yeni bir iş alanı bulmuşlar.Organcılar.Dikkat edin:)

SIGARAYI BIRAKMA SANATI







Fotoğraflar The Cool Hunter-Türkiye sayesinde tanıdığım bir siteden; The Art of Quitting Sosyal sorumluluk taşıyan yaratıcı sitelerin çoğalması sevindirici.Sitede şu an itibariyle 157 adet fotoğraf var.Site ziyaretçilerinden sıgarayı bırakma konusunda yaratıcı fikirler bekliyor.

THE COOL HUNTER-TÜRKİYE

The Cool Hunter dünyadaki en önemli coolhunting sitelerinden biri. "The Cool Hunter, İnternet kaynaklı erişim noktası olarak her şeyin en iyisini, en, yenisini ve en şık ve zarif olanını bulur ve sizlere sunmayı amaçlar. The Cool Hunter, bir anlamda şıklık ve zerafet avcısıdır. Yeni tarzlar ve kültürel eğilimleri yakından takip etmek isteyen günümüz popüler kültür insanının isteklerine karşılık vermek amacıyla tasarlanan site, onların istekleri doğrultusunda yapılanmaktadır." Web sitelerindeki açıklama böyle.Yaklaşık 1 aydan beri The Cool Hunter-Türkiye sitesiyle Türkçe yayın yapıyor..Zaman zaman uğramakta fayda var.Bende bu Harley reklamını orada gördüm.Çok yaratıcı bir çalışma olmuş.

BUFFY ARTIK ÇİZGİ ROMAN


Buffy the Vampire Slayerin yeni bölümleri artık t.v.den değil kağıt üzerinden izlenebilecek.Bu aydan itibaren cnbc-e dergi Buffy'nin 8.sezon bölümlerini çizgi roman olarak hayranlarına sunacağını duyurdu.Dizinin yaypımcıları daha önce böyle bir çalışma içerisinde olduklarını söylemişlerdi.Bu hem çizgi roman fanları hem de Buffy fanları için sevindirici bir haber.

EVLERİNİN ÖNÜ BOYALI DİREK(TANGOS)

"MERHABA ARKADAŞLAR,
VİDEOMUZA GÖSTERMİŞ OLDUĞUNUZ İLGİDEN DOLAYI HEPİNİZE ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUZ. ALBÜM ÇALIŞMASINA BAŞLADIK VE EN KISA ZAMANDA ÇIKARMAYI PLANLIYORUZ.
EN YAKIN ZAMANDA YENİ VİDEOLARLA BURADA OLACAĞIZ
HEPİNİZE SEVGİLER,
ÖYKÜ VE BERK"
Arkadaşların youtube daki açıklamaları böyle,.Klibe facebookta da rastladım.Bildiğimiz "evlerinin önü boyalı direk" parçası başka bir şey olmuş,takdire şayandır.

GURUP HAKKINDA AÇIKLAMA


GÜNCELLEME:(15KASIM2007)
Biraz önce arkadaşların
youtube'daki sayfalarında sevindirici bir açıklama gördüm;

MERHABA,

ÇOK YOĞUN BİR ÇALIŞMA DÖNEMİ SONRASINDA NİHAYET ALBÜMÜMÜZ ARALIK AYININ İLK HAFTASINDA MÜZİK MARKETLERDE OLACAK.

ALBÜMÜMÜZ ÖYKÜ&BERK - KISMET ADIYLA WE PLAY TARAFINDAN ÇIKARTILACAK VE BALET PLAK TARAFINDAN DAĞITILACAK.

İLK VİDEOMUZU ÖNÜMÜZDEKİ HAFTA İÇİNDE ÇEKİYORUZ. KASIM AYININ SON HAFTASI MÜZİK TELEVİZYONLARINDA OLACAK

WEB SİTEMİZ VE FORUMUMUZ HAZIRLANIYOR.

HEPİNİZE, BİZİ BEKLEDİĞİNİZ VE BİZİ DESTEKLEDİĞİNİZ İÇİN ÇOK
TEŞEKKÜRLER

SEVGİLER

BAKANLARI UTANDIRAN FOTOĞRAF!


Alexander Shaburov ve Viacheslav Mizin (Blue Noses) adlı iki Rus sanatçı Rusyayı bu fotoğrafla karıştırmış. Fotoğrafın Paris'teki Maison Rouge Sanat Galerisi'nde gelecek hafta sergilenecek olması Rus hükümetini v.s. ayağa kaldırmış habere göre.Haberin ayrıntılarını habertürk sitesinde bulabilirsiniz.Beni asıl etkileyen habertürkün habere attığı başlık "BAKANLARI UTANDIRAN FOTOĞRAF" Açıkcası ben pek utanmadım.Fotoğrafta iki Fransız polisi olsa anlamı değişip utandırıcı olabilir fakat Putin Rusyasında genç Naşilerin çığ gibi büyüdüğü yerde çekilen bir fotoğrafa habertürk bu başlığı atmamalıydı.Bu arada yeri gelmişken Rus gençlik örgütü Naşi ile Alman Nazilerinin gençlik örgütü Waffen SS ler arasında nedenini bilmediğim bir benzerlik duygusu beni sardı.Neden acaba?
Bu arada habertürkün yazısında söz edilen Putin,Bush ve Ladin fotoğraflarıyla birlikte sanatçıların diğer çalışmalarını http://e-gallery.guelman.ru adresinde görebilirsiniz.

KRİSTAL CÜCE


Tür kısa film tarihi için büyük bir adım.2006 yılına damgasını vuran 7 kısa film bir dvd'de. "Haftanın her gününe bir kısa film" sloganıyla Esen Müzik'ten çıkan dvd'deki filmler;
• Beyinsiz - Ayçe Kartal
• Annem Sinema Öğreniyor - Nesimi Yetik
• Retro Aşklar Bahanesi - Ümit Olcay
• Karşılaşma - Selcen Ergun
• Potkal - Gökçe Pehlivanoğlu
• Ayça'yı Neden Seviyorum - Müfit Samık
• 2 Eylül - Emre Ergül
"2006 yılına damgasını vuran yedi kısa film, bir dvd'de toplandı. Türkiye'de örneğine pek de rastlanmayan ve kısa filmlerden oluşan bu dvd'nin adı, kristal cüce 1. Bundan birkaç yıl öncesine kadar maddi yetersizlikler nedeniyle pek ciddiye alınmayan kısa filmlere olan ilgi git gide artıyor. Esen Müzik'ten çıkan bu dvd de, artan ilginin bir kanıtı..." Yazının devamı için; Sabah Kültür-Sanat.
Birde dvd'nin web sitesi var www.kristalcuce.com.
Dvd'yi satın almak için Esen Shop

İDARE EDEMEM ANNE!

Bu da facebook Türkiye networkünde en çok dolaşan video.Hemen her arkadaşımın sayfasında var.Geçenlerde etrafta.com'da gördüm "Videonun icadından beri kaydedilmiş en saf dışavurum örneği olduğuna dair bir inancım var." demiş Boran Güney.Çocuğun ismi Yaman ve biz bu Yamanı çok sevdik:)

FACEBOOK SONG

Evet Facebook müdavimiyim bende:)Kullanıcılarına içeriğini geliştirebilme imkanı sunması elbetteki en cezbedici yanı.Ama öte taraftan gerçekten de kalabalık bir kullanıcı kitlesine sahip olması nedeniyle aradığınız hemen herkesi bulabilmeniz cabası.O kadar ki "ebemi de bulucam facebookta Allahın izniyle:)"diye bir gurup var.Yukarda ki video da facebookta en çok dolaşan video.Neredeyse her yeni gelene "hoşgeldin" mahiyetinde gönderildiği için olsa gerek.Tabi herşey bir tarafa kullanıcılrının facebookun popülerliğiyle dalga geçebiliyor olması açıkçası hoşuma gidiyor.Arkadaşlarımdan biri başlığında "bana birşey olursa facebookumu yaşatın" yazmıştı.Kullanıcı sayısı 45 milyon,Türk kullanıcılarının sayısı 500bine dayanmış durumda.Tabi son zamanlarda facebookun medyamızda ki popülerliği bu rakamı daha da yukarılara çekecek gibi görünmekte.

SPİN (DOUBLE EDGE FİLMS)

"35 film festivalinden ödül toplamış,60 festivalde gösterime girmiş bir kısa film olduğunu göz önüne alırsak,son yılların en iyi kısa filmi diyebiliriz Spin için.Hiç diyalog gerektirmeden derdini anlatabilien çok orjinal bir senaryo fikri,bir parça kelebek etkisi tadı,konsepte uygun ritmik müzikler ve bu ritme uyumlu,müthiş bir kurgu.Tek kelimeyle mükemmel!" diye yazmış filmi bana gönderen arkadaşım.Oturup izledim hoşuma gitti.God is a dj havasında.