04 Kasım 2007 Pazar

ÖZELEŞTİRİ


Sevgili Blog;
"Bu gün" diye başlayan yazılar yazmak amacıyla çıktığım blog yolculuğunda 22 gün, 70 yazı geride kalmış. Başka bir deyişle 22 günü aşkın bir süredir hastayım ve ilk defa "bu gün" diye başlayıp, sadece kendim hakkında yazıyorum. Hastalığım boyunca pek çok sancılı geceyi bilgisayar başında geçirdim. Bunu; "bu süreçte sürekli blog yazdım" anlamında söylemiyorum. Ama 4865 kişiyi blogumda misafir edecek kadar da zaman harcamışım. (google analystic öyle diyor.) Sanırım şekil konusunda tam profesyonel olmasa da yarı profesyonel sayılacak bir "blogger blog" yaratmayı başardım. (ki blogun en profesyoneli bile blog felsefesine göre amatördür.) Bu başarıda isimlerini tek tek sayamayacağım blogcu yardımcısı pek çok blogun ve imleme sitesinin büyük katkısı var. Tabi bu "şekle" ayırdığım süre, içeriğin zayıf kalmasına ve başlangıçta düşündüğüm "özgünlük"ten kopuşa sebep oldu. En azından "sevgili günlük" diye başlayan bir özgünlükten.

Sevgili Blog;
Bu gün (saat itibariyle aslında dün) uzun bir aradan sonra evden dışarı çıktım. (5 Yaşımdan beri evde geçirdiğim en uzun döneme denk gelir bloglamaya başlayışım.) Dışarı çıkmamda -belki kendisi durumumun vehametinin farkında değil ama- arkadaşım C.'in beni arayıp buluşma teklif etmesi bahane oldu. Bana kalsa bu günü de evde geçirecektim.

Sevgili Blog; C. iyi ki aramış. Dışarı çıktığımda beni karşılayan serin rüzgar, Taksime vardığımda insan seline dönüştü. Özlemişim. C. sıkıntılı, haklı nedenleri var. O'ndan konuştuk, ama kendimle de yüzleşme fırsatı buldum. "Gregor Samsa bir sabah uyandığında, kendini dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu." Orada, o Jurnal sokaktaki küçük kafede yaşadığım şey de, bir uyanış, ve dönüşümün farkına varmaydı. "Dev bir böcek."

Yazdığım yazılara bakıyorum da, epey bir "kendini unutmuşluk" var. Bir taraftan dünyayı kurtarmaya çalışırken, diğer taraftan sanal alemde yolunu kaybetmiş insanlara yol göstermeyi vazife edinmişim. Kızgınlığım kötü bir şey yaptığımdan değil, amacımdan uzaklaştığımın farkına varmamdan. Kopyalardan kopyalanmış minik cümleler altında ezilen dev bir böcek. Yanlış anlaşılmasın, kelimenin dar anlamıyla copy-paste' den bahsetmiyorum. Zaten bir kaç tanıtım yazısı hariç bu blogda copy-paste olayım yok ve onların kaynaklarını da belirttim. Bahsettiğim, söylenmiş ve halihazırda söylenen sözlerin, tekrarlarını tekrarlamak. (Bkz: J.Boudrillard- Simulakrlar ve Simulasyon- D.E.Y. veya en iyisi Matrix'i izleyin, biraz yüzeysel de olsa benzer şeyler bulacaksınız.)

Belki şuradan başlamak gerek; benim adım "Tapan". Veya çayı, dilim limonlu severim. Yahut "Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim/ Af dilemeye geldim affa layık olmasam da/ Sevgili/ En Sevgili/ Ey Sevgili/ Uzatma dünya sürgünümü benim."

Raiting kaygısı sadece büyük t.v. kanallarının değil, Babil gibi minik blogların bile üzerinde yoğunlaştıkları kaygıların başında. Myspace'de sayfanın kaç kez görüntülendiği veya facebook'ta kaç arkadaşının olduğu, insanların gözünde değer yargısı olarak palazlanmış durumda. onlineziyaretci.com sayacı her ne kadar analystic'ten sonra bloga eklendiyse de analystic'in gösterdiği rakamı 1000 defa geçmiş durumda. Ama farklı çalışma sisteminden dolayı yalan söylediğini öğrendiğim halde kaldırmak gelmiyor içimden. Şişkin bir egoyu tatmin etmeye yetecek cinsten. Yinede başlangıç sayısını kendin belirleyebildiğin sayaçlardan kullanmayacak kadar dürüst oluşum da kaçmasın gözünüzden. Birde tabi adsense reklamlarından beklediğim kazanç var. Neyse ki bir yılı dolduruncaya kadar domain giderimi ancak karşılayacak gibi. Yalnız şunu gönül rahatlığıyla belirtmek isterim; link verdiğim hiç bir site veya blogdan karşılık beklemediğim gibi satırarası da olsa bana link verenleri de görmezden gelmedim. "her şeyi gördüm içim rahat/ gök yarıldı ve çamura can verildi/ linç edilmem için artık bütün deliller elde"

"Efendim " özeleştiri " esas olarak Batı kültürünün bir parçasıdır. Kaynağı da " şeytan " (kötülük, günah, vb.) anlayışıdır.
Batı kültüründe kötülük " içimizde " vardır ve bizim ona karşı mücadele etmemiz gerekir.
Doğu kültüründe ise kötülük, " dışarıda " konumlanır. Kişiye öteden gelen ve onu "kandıran", "bozan", "yanlışlığa iten" bir varlıktır.
Batıda, özeleştiri yapan bir insandan, aynı hataları tekrar etmemesi beklenir. Çünkü içindeki kötülüğü tanımış ve onunla nasıl mücadele edeceğini öğrenmiştir.
Doğuda ise özeleştiri, bir " geçici " af dileme, 'pardon' deme durumudur. Hakiki bir iç hesaplaşma söz konusu olmadığından, kişi bildiğini okumaya devam eder. "(Emre Aköz- Sabah)

Kişisel tarihimin başlangıç noktası Doğu'dur. Şimdi, seyrine Batı da devam etmekle birlikte bu, birincil anlamıyla "düz bir doğrultuda ilerleyen zaman çizgisinde, fizik-beden olarak üzerinde bulunulan coğrafya" olarak algılanmamalı. Fizik-beden, ruhu, zihni, duyguyu ve algıyı peşisıra sürükleyerek Batıya taşımıştır. ("Doğuyu anlamak" için çaba sarfeden oryantalistleri düşününce kendimi bu konuda şanslı addederim.) Tam da bu nedenden ötürü Emre Aköz'ün "özeleştiri" ile ilgili tesbitinin neresinde durabileceğimi kestiremiyorum. "Doğru"nun her geçen gün değiştiği günümüz toplumunda, bu gün "doğru" olduğunu düşündüğüm eylem, yarın "bakış açım"ın değişmesinden dolayı, beni "döneklik" suçlamasıyla karşı karşıya bırakabilir. Hindistanda bir adamın başını "evet" anlamında sallamasının bizde "hayır" veya "seni gidi seniii" anlamındaki baş hareketine denk geldiğini öğrendiğimde, zaman ve mekanın, insan algısını nasıl değiştirebildiği belleğimde somutlaştı. O gün bu gündür, eylemlerimdeki "döneklik"leri gözlemlemeye çalışıyorum da; İnsanı linç ettirebilecek cinsten. Bu arada şu "eksi(-)"leri eklemeden geçemeyeceğim; "Doğu-Batı sentezi" bir insan veya toplum olmak, aynı zamanda "kimliği oturmamış" insan veya toplum izlenimi yarattığı gibi, bu olgunun altında yatan kimlik veya kültür çatışmalarının sonuçlarını irili ufaklı gettolarda görebiliyoruz; "dışlanmışlık."

Sevgili Blog;
Kafamı kurcalayan bu sorular bağlamında yaptığım özeleştiriyi bitirirken bir konuya değinmeden geçemeyeceğim; "Yazmak neden?" Evrenin derinliklerine (veya blogcu tabiriyle blogküreye) bir laf salatası salmak için mi, yoksa "varlığını bilinmeye borçlu olan her şey" gibi bilinmesi yani okunması için mi? Burada şu sözü hatırlatmak istiyorum; "Ben gizli bir hazineydim, bilinmek istedim ve alemleri yarattım" Tabi blog yazarları "ne kadar bilindiklerini" de bilmek isterler. Bunun en sağlıklı yolu da kullanıcılarıyla girdikleri diyalogdan geçer. Sanırım ben bu konuda biraz başarısız kaldım. Bu eleştiriyi de içerikten ziyade "şekil" konusundaki zayıf kalan yönüme yapıyorum; "malesef kullanışlı bir yorum uygulaması" kurmayı beceremedim. Fakat bunun için çaba sarfetmeyeceğim. Dedim ya; şimdilik şekil kısmını bir kenara bırakıyorum.

Sevgili Blog;
İyi ki C. beni aradı. Başkaları aramadığından değil, zamanında aradığından dolayı. "Zamanı" ise, dediğim gibi "göreceli."

Şimdilik bu yazıyı bloğa koymadan kaydedeceğim. Uykusuz ve hastayım, uyanınca gözden geçirmekte fayda var.

Şimdilik sağlıcakla kal

0 YORUM: