Önce Turkcell gizli numaraları engelleme servisini hizmete sunduğunu açıkladı (şurada bahsetmiştim.) Ardından dün (14 Kasım) haber kaynakları "gizli numara tarihe karışıyor" şeklinde verdikleri haberde Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın "gizli numara uygulaması 1 ocak 2008'den itibaren kalkıyor" şeklindeki sözlerine yer verdiler. (örnek olarak bkz; 1-2)
Tabi şimdiye kadar neden böyle bir uygulamanın var olduğu sorusu aklımızda var. Yukarda verdiğim linklerdeki haberlerde, gsm abone sayısının 60 milyona ulaştığı belirtiliyor. 60 milyonluk bir gelir kaynağı bulunan sektörün, gizli numara uygulamasını kullanıp kullanmama gibi bir seçeneği şimdiye kadar çoktan kullanıcılarına vermesi gerekirdi.
Benim asıl üzerinde durmak istediğim aynı haberdeki "cep telefonlarının kayıt altına alınmasıyla birlikte hırsızlık ve kapkaç olaylarında meydana gelen %90'lık azalma."
Bir yazı okudum, hayatım değişti:) Birazdan değineceğim.
Burada şeytanın aklıma düşürdüğü soru şu; acaba birileri ve global sermaye ( gsm operatörleri, cep telefonu üreticileri, ithalatçıları v.s.) cep telefonlarının kayıt altına alınmasını bilerek mi geciktirdi? Çünkü cep telefonlarını satarken kayıt altına almak, sattıktan sonra topluca kayıt altına almaktan daha kolaydır.
Eğer öyleyse, neden geciktirdiğine dair bir komplo teorisi; ilk etapta pahalı olan cihazların dolaşımını kolaylaştırarak, insanları vazgeçemeyecekleri bir şekilde cep telefonuna bağımlı kılmak ve bu sayede bir pazar yaratmak. Şöyle; hırsız çalar, ucuza satar. Parası olmayan vatandaş uygun fiyata satın alır. Cep telefonu çalınan vatandaş da, zaten parası olduğu için yenisini alır. Böylece bir hırsız sayesinde; gsm operatörü 1 müşteri, cep telefonu ithalatçısı ve imalatçısı 1 müşteri ve devlet 1 müşteri (özel iletişim vergisi) kazanır. Aynı zamanda, talebin çoğalması fiyatları indir ve bir bakarsınız 60 milyon abone olmuş. Nasıl? Açıkçası ben heyecanlandım.
Gelin biraz hırsız ve çete kavramları üzerine zihin egzersizi yapalım; hırsız genellikle ihtiyacı olduğu için (hasta değilse) çalar, çete ise her zaman ihtiyacının üzerinde. Hırsız genellikle tek başınadır, çetenin ise sayısı ve nerelere kadar gittiği tam olarak bilinemez. Hırsız genellikle varoşlarla anılır, çete derin devletle. Kapkaç olayları ve çetelerin son bir kaç yılda nasıl zirve yaptığını bir hatırlayalım. Bir anda nereden çıktı bu insanlar ve daha önemlisi bir anda nereye kayboldular? Büyük ihtimalle çarptıkları çantalarda cep telefonlarından daha değerli şeyler de vardı. Hatta nakit para. Ne oldu da %90'ı işi bıraktı? Yoksa dediğim gibi sadece cep telefonu enflasyonu yaratmak için mi kapkaç yapıyorlardı?
Bunlar, sinirimden olsa gerek, zihnimi kurcalayan sorular. Doğruluk payı nedir bilmem ama geldi beni buldu bir kere.
Gelelim yukarda bahsettiğim bakış açımı etkileyen yazıya; önce hafif'te numb'un yazdığı "Türkiyedeki yasal eroin fabrikaları" başlıklı yazıyı ve yorumları okudum. Sonra yazının asıl kaynağı olarak ifade edilen yüzde52'nin "Öfkeli Çocuklar İçin İnkılap Tarihi" başlıklı içeriğini.
Yazılarda söz edilen iddia özetle şu; cumhuriyetin ilk yıllarında İstanbulda 3 tane yasal eroin fabrikası kuruluyor. "Bu yıllarda, Türkiye’nin 27 sanayi kuruluşu var ve bunlarının tamamının yıllık kârı 2 Milyon TL düzeyinde seyrederken, eroin fabrikalarımızın cirosu 15 Milyon TL. Aylık bir milyon bağımlının ihtiyacını karşılayacak kadar ve en kalitelisinden eroin imal ediliyor o sıralar genç cumhuriyetimizde." İlki 1926'da kurulan bu fabrikalar tüm uluslararası baskılara rağmen 1933 yılına kadar faaliyetlerine devam ediyor. Fabrikaların başında bulunan insanlar milletvekili ve gelecekte başbakan olacak insanlar. Ve ardından gelen şu soru; X kişi Taksimde bir barda cebinde taşıdığı 1 adet uyuşturucu hapla yakalanabilirken bu ülke nasıl tonlarca uyuşturucunun transit geçiş noktası olabiliyor? Yoksa?


0 YORUM:
Yorum Gönder