04 Temmuz 2009 Cumartesi

ELLERİMDE ÇİÇEKLER...

Suskunum, yılların suskunluğu... Acıyla karışık bir haykırışla uyanıyorum uykumdan ki; yılların uykusu... On yedi sene olmuş dalalı, on yedi sene sonra uyanıyorum uykumdan; Lost gibi... On yedi sene önce düştüm bu adaya. On yedi sene önce gözlerimi açtım bu yeni dünyaya. Patlıcanla başlayan light nikotinden sıgarayla hard nikotine geçiş. Tam onyedi senedir sıgara içiyormuşum farkında değilim. Az önce bir arkadaşım sordu; kaç senedir sıgara içiyorsun diye de o an uyandım. On yedi senedir... Ömrümün yarısından fazla. "Dank etti" deyişi vardır ya hani, işte öyle "dank etti" birden. Durduk yerde "dank etti." Acıttı bu "dank" ediş. On yedi sene ciğerlerime fazladan yüklenen nikotin. Hani ciğerlere yüklenen nikotinde değilim de; kafaya yüklenen, fazladan "kafa"lardayım. Dumanın her türlüsü insan kafasına fazladan bir "kafa" ekler ya, işte öyle "kafa"lardayım. "On yedi sene"lik bir kafa.

Terkediş. Uzun zamandır üyesi olduğun bir kabileden uzaklaşmak gibi, terk ediş. Yılların beraberliğinden, arkadaşlıklarından, dostluklarından ayrılık gibi. Aileyi bırakıp kaçış gibi, dillere destan bir terkediş. Elvada eski alışkanlıklarım, elvada kıraathane olmasa bile sıgara içilen cafe dostluklarım. Elvada çay ve kahve. Elveda uykudan uyunır uyanmaz ilk arayış. Her şey biter, her şey. Bütün alışkanlıklar terkedilmeye mahkumdur. Ve terk edilen nice alışkanlık gibi bir alışkanlığın daha terk edilişi. Yıllar boyunca her sabah aynı sevgiliyle, aynı yatakta uyanmanın bir gün terk edilebildiği gibi bir terk ediş. Elvada her sabah uyanınca yapılan ilk eylem ; sıgara.

Sıgarayı bıraktım bu gün. Sıgara içtiğim zaman zarfında yaklaşık onbeş sevgiliden ayrıldım, onlarca dost kaybettim. Votka içmeyi bıraktım, rakıya başladım. Rakıyı terkedip Absent içtim. Herşey değişti, her türlü "kafa" yapıcı dostla arkadaşlık yaptım. Başlayıp biten nice dostluk. Her daim baki kalan sıgara oldu. İşte bu gün on yedi senelik bir dosttan ayrıldım, lanet okuyarak. Hayatımda en samimi olup ta en çok lanet okuduğun dostum; sıgara. "Benim en iyi dostum; içkim, sıgaram..." İşte öyle bir dosttan ayrıldım bu gün. Elveda Marlboro, elveda Winston, elveda Tekel. Öpüyorum sizi ve gömüyorum geçmişime lanet okuyarak. Utanmadan üzerine"ÖLDÜRÜR" yazıp sattığınız için lanet okuyorum sizlere. Yaşayan ve ölen yedi ceddinize lanet okuyorum. Sakıp Sabancı'dan Vehbi Koç'a kadar bu ülkenin yetiştirdiği en büyük değerlere, babalarınıza, dedelerinize ve hala ölüm tacirliği yapan holdinglerinizin iktidarında bulunan sizlere. Sabancı Amca'ya girmek lazım ama öncesinde "devlet baba" dururken yakışır mı? Tekel sayesinde ebemizi belleyen, memleketin yarısını sıgara müptelası yapan "devlet baba" duruken Sabancı Amca'ya sıra gelmez tabi. Türkiye Cumhuriyeti'nin TEKEL olarak bilinen ölüm ticarethanesi dururken Sabancı Holdinge sıra gelmez tabi. Recep Tayyip Erdoğan'dan başlayıp Türkiye Cumhuriyeti'nin bütün Başbakanlarına ( Mesut Yılmaz'dan Süleyman Demirel'e,Tansu Çiller'den Bülent Ecevit'e, Necmettin Erbakan'dan ismini hatırlayamadığım nicelerine) lanet okusam suç işlemiş olurmuyum? "Ama onlar attıkları imzalarla benim hayatımı bellediler hakim amca" desem yırtma ihtimalim var mıdır? Yoksa bile en azından "Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yaşayan her bireyin yaşam standartlarından bu adamlar sorumludur, Hakim Amca" deme ihtimalim karşısında hakimin vereceği cevap ne olur acaba. Eroin bağımlısı insanın yaşadığı devleti suçlama olasılığı olmayabilir. Çünkü eroin yasal değildir ve fakat tütün gayet yasal bir şekilde imal edilmektedir.

Ben on üç yaşımdayken... Bırak on üç yaşımı bundan beş sene önce, beş yaşımdayken bile bakkala gidip "iki ekmek, bir maltepe" alabiliyordum. "İki ekmek bir maltepe. "Ne kadar da masum bir istek. İşte o masum istek meğer ne kadar acımasız bir cinayet aletiymiş. Kanser. Warning; CANCER. İşte bu kadar acımasız. Öpüyorum sizi, yeryüzüne kanser saçan dudaklarınızdan holding insanları, devlet yöneticiliri. Hukuk sistemimizin henüz, beni ve binlerce insanımızı kansere mahkum eden zihniyeti, bir hücreye mahkum edecek anlayışa sahip olmadığından dolayı öpüyorum sizi dudaklarınızdan (lütfen argo deyimler sözlüğünde "ÖPMEK" kelimesine bkz.) işte o içtenlikle öpüyorum azrailSA ve diğerleri. Daha ne kadar içten öpebilirim, bilmiyorum. Taa yedi ceddinizi öpüyorum, ellerimde çiçekler...

29 Haziran 2009 Pazartesi

CANNES 2009 EN İYİ REKLAM FİLMİ

56. Cannes Lions Uluslararası Reklamcılık Festivalinin en iyi filmi (Film Grand Prix) Hollanda'dan Tribal DDB Amsterdam'ın Philips için yaptığı "Carousel"



Diğer ödüller için buraya bakabilirsiniz.

OKULLARDA ÜNİFORMA KALKIYOR, YANİ?

NTVMSNBC'nin "Önlük, ceket ve kravat tarihe karışıyor" başlıklı haberine göre Başkent Öğretmenevi'nde açılışını Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu'nun yaptığı Öğrenci Okul Kıyafetlerini Değerlendirme Çalıştayı başlamış. Yani çocuklarımız üniformadan kurtuluyor.

Tek tip insan projelerinin altında yatan "sorgulamayan bireyler yetiştirmek" psikolojisinden devletin kurtulmaya çalıştığının bir göstergesi. Üniforma askeri rejimlerin ortak özelliğidir. Okullarda üniforma zorunluluğu ise Hitler Almanyası, Mussolini İtalyası ve Stalin Rusyası'nı hatırlatır bize. Tabi bir de komünist Çin.

A.K.P. ile ordu arasındaki kavganın arkasında yatan sistem değişikliği (rejim belki ağır kaçabilir) yavaş yavaş gerçekleşiyor. Askeri rejimlerin simgesel özelliklerinden biri olan üniformalar tartışılıyor artık. Aslında A.K.P. Milli Eğitim Bakanlığı'na Nimet Çubukçu'yu getirerek simgesel bir değişimi gerçekleştirmişti. Malum "asker" demek "erkek" demek bir yerde. Eğitim sisteminin başına bir kadını getirerek eğitimi askeri olmaktan çıkaracağının sinyallerini verdi. Ve şimdi ikinci simgesel değişim geliyor. Üniformalar tarihe karışıyor.

Eğitim sistemimize baktığımız zaman askerlik kurumunu sevdirmek üzerine söylevlerle dolu olduğunu görüyoruz. Tarih kitaplarımız daha çocukken bize, asker bir millet olduğumuzu aşılamaya çalışır. Mete Han'ı Farabi'den daha iyi tanır ve severiz. Çünkü "her Türk asker doğar."Sevinç gösterilerimizi silahla yapmamızın altında da bu düşünce yatar. Askerin olmazsa olmazı silahıdır çünkü. Bu yüzden çocuklarımızı çala oynaya askere göndeririz. Biz de askerizdir en nihayetinde, öyle doğmuşuzdur bir kere. Tarih bize bunu söyler. Tarih bize bunun değişemeyeceğini de söyler. O yüzden değiştirmeye çabalamayız bile. Fransa ile yapılan bir dostluk maçında sahaya dalarız. Çünkü tarih kitaplarımız bize Fransa'nın düşman olduğunu bir kere söylemiştir. Bütün komşularımız düşmandır aslında. Doğru ya "Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur." Herkesi düşman beller, korunmak için askerlik kurumuna sarılırız. Bütçemizin en büyük payı savunma masraflarına gider. Neden? Çünkü daha çocukken üniformayı sırtımıza çeçirmişizdir bir kere.

Şimdi o üniformalar kalkıyor. Yani; artık her Türk asker doğmayacak. Bazıları filozof, bilim adamı ve sanatçı olarak doğabilecek.

(Farklı bir okuma için Engin Ardıç'ın "Sivil Üniforma Giymez" yazısı.)

FRANCE 24, iPHONE REKLAMI

Dokunmatik ekranların en rahatsız edici yönlerinden biri üzerlerinde kalan parmak izleridir. France24'ün dokunmatik ekranın önde gelen ismi iPhone eksenli reklamlarında kullandığı fikrin çıkış kaynağı işte bu parmak izleri. Basit ama çok etkileyici. Fotoğraflar Corbis'ten Owen Franken'e ait.

(Daha büyük boyutlarda görmek için fotoğraflara tıklayınız)

ÖLÜM TACİRLERİ

Üstteki reklamlar Davidoff Cigar'ları için hazırlanmış. Yıllarca Marlboro'nun yaptığı "kovboy karizması" etkisinden çıkıp, meşhur "imaj hiçbir şeydir, susuzluk her şey" sloganını andırır bir yaklaşım sergilemiş reklamın yapımcıları. Artık insanları karizma vaadiyle kandıramayacaklarını anlamış olsalar gerek ki direk olarak alınan "haz"zı satmaya çalışmışlar. Sıgara reklamından çok genelev reklamı (malum seksten sonra içilen sıgaranın yerini hiç bir şey tutamaz tiryakiler için) gibi olmuş. Pazarlanan şeyin aslında "ölüm" olduğu düşünülerse yüzlerdeki ifadeler manidar. En alttaki fotoğraf ise Babil'in zehir tacirlerine tepkisini gösteriyor.