SALVADOR DALİ İSTANBUL'DA

0 YORUM

Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi (SSM) Picasso ve Rodin'den sonra 20. yüzyılın en büyük sanatçılarından, Sürrealizm akımının dev ismi Salvador Dali'yi "İstanbul'da Bir Sürrealist: Salvador Dali" sergisiyle İstanbul'a getiriyor. Akbank'ın sponsor olduğu sergi, Gala-Salvador Dali Vakfı'nın işbirliğiyle 19 Eylül 2008- 19 Ocak 2009 tarihleri arasında İstanbullularla buluşacak. Sergi aynı zamanda Gala-Salvador Dali Vakfı Koleksiyonuna ait eserlerle Vakıf dışında gerçekleştirilen en büyük geçici sergi olma özelliğini taşıyor. Serginin küratörü Montse Aguer Teixidor.

VATİKAN UZAYLILARI RESMEN TANIDI!

1 YORUM


Günlük olağan web gezintimi yaparken iyibilgi'de "Uzaylılar Amin Der mi?" gibisinden saçma bir başlık gördüm. İçeriğe baınca Vatikan'ın uzaylıları resmen tanıdığına, varlıklarını kabul ettiklerine ilişkin resmi bir açıklama yapıldığını gördüm. Toplumların yaşadıkları dönemlerde kendi mitlerini yarattıklarını, ardından bu mitlere tapındıklarını düşünürüm. Zeus'lardan Zerdüşt'lere kadar geniş bir mit arşivine sahip tarihsel belleğimiz bunun göstergesi. O dönemlerde yaşayan insanlar bu mitlerin varlığına şüphesiz inanmaktaydı. Onlar inandıkları için de bu mitler vardı ve gerçekti. (Aslında uzun felsefik tartışmalar gerektiren bir konu, o yüzden şimdilik kısa bir açıklamayla geçiyorum. İlerde tekrar bu konuya değineceğim.)

Günümüzde böyle bir mitin insanoğlu düşüncesiyle yaratılış serüvenine tanıklık etmekteyiz. Malum geçtiğimiz yıllarda Türkiye gündemnde de kendine yer bulmuştu "Yeni Çağ Dini" veya "Uzaylı Dini" gibi adlandırmalarla. İşte şimdi bu inanış farklı bir düzleme girmiş durumda. Dünya üzerindeki en çok cemaate sahip dini merkez Vatikan'ın Baş Astronomu Jose Gabriel Funes, "Tanrı bizimle birlikte uzaylıları da yarattı. Bunu düşünmek inanca ters düşmez. Çünkü uzaylılarda Tanrı'nın yarattıkları. Uzaylıların varlığını dışlamak Tanrı'nın yaratma özgürlüğünü sınırlamak anlamına gelir." demiş. (Yeni Asır)
Böylece Vatikan ilk kez resmi bir ağızdan uzaylıların varlığını kabul etmiş oldu. Önümüzdeki günlerde Papa konuyla ilgili bir açıklama yapar mı yoksa bu açıklama bütün Katolikler için yeterli bağlayıcılığı olan bir açıklamamıdır bilemiyorum ama kesinlikle gerçek bir mitin doğuşunu işaret etmekte.


POLİS DEVLETİNE DOĞRU ADIM ADIM!

0 YORUM


  • "Zenci" bir adam vardı bilmem hatırlarmısınız Festus Okey diye. Gözaltındayken polis tarafından öldürülmüştü. Şuradaki habere göre deliller karaltıldığı için Festus Okey'i öldüren üniformalı katil ceza almadan kurtulacak.
  • Baran Tursun'u hatırladınız mı? O da İzmir'de üniformalı bir katil tarafından öldürülmüştü. Katil henüz ceza almadı.
  • Şu haberde ise bir dişhekiminin Beyoğlu Polis Karakolunda yediği dayak anlatılıyor. Muhtemelen bu arkadaşlar da ceza almayacak. Şimdiye kadar olduğu gibi.
  • Dün, medya organlarına yansıyan bir habere göre Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt kendilerini takip eden bir aractan şüphelenmiş, ardından aracın polise ait olduğu ortaya çıkmıştı.
  • Ve 1 Mayıs'ta polisin yaptığı "gövde gösterisi." İlginç bir yaklaşım Eski İstanbul Ülkü Ocakları Başkanı Nihat Çetinkaya'dan geldi. Odatv.com'un haberine göre 1 Mayıs'ta polis, Taksim'de askere karşı bir güç denemesi yaptı. (Odatv.com'un Cüneyt Özdemir ve onun da Doğan Medyası ile ilişkisini hatırlamakta fayda var. Bir önceki yazıdaki Doğan Medyası ile ilgili düşüncelerim bu haber için de geçerli.)

Polisle ilgili yukarıdaki tesbitler, hükümetin Avrupa Birliği ile ilgili sözde yaklaşımlarının aksine ülkeyi hızla polis devlet haline getirmeye çalıştığını gösteriyor. İlk üç madde polisin hükümet tarafından kollandığını gösterirken son madde (her ne kadar komplo teorisi gibi dursa da) iç savaş olasılığında hükümetin askere karşı bir silahlı güç hazırlığında olduğunun göstergesi. 1 mayıs'ta Taksim'de olan olaylara hükümetin abartılı yaklaşımını düşününce iddianın olasılık gücü artıyor. 28 Şubat sürecinde polisin elindeki ağır silahların, herhangi bir darbe olasılığında askere karşı kullanılmasın diye toplatıldığı dedikoduları vardı. (Yaklaşık 10-15 yıl önce polis te ağır silahlar vardı ve grektiği gibi mücadele yapıyordu.TSK polisi herhangi bir askeri darbe ihtimaline karşı karşısına çıkabilecek en büyük silah güç olarak polisi gördüğü için polisin elindeki bütün ağır silahları toplattı.Diğer bir konuda terörle mücadelede çok büyük başarlı çalışmaları olan özel harekatın sayılarının azaltılarak ve bu bölgelerden uzaklaştırılarak yerine askerin özel kuvvetlerinin geçirilmek istenmesi... polis-haber.com adlı siteden) Dolayısıyla ihtimalin ötesinde A.K.P.'nin polisin sırtını sıvazladığı bir gerçek. Mehmet Ali Birand'ın da dediği gibi "iç savaş korkusu" yaşadığımız bu günlerde olaylara bir de bu gözle bakmakta fayda var.

TÜRKİYE'DE İÇ SAVAŞ SESLERİ

2 YORUM


"Bosna İzlenimleri" başlıklı yazımın sonunda Boşnak tercümanımızın Bosna'daki iç savaşla ilgili sözlerine yer vermiştim; "Yugoslavya böyle bir savaşı beklemiyordu, hiç birimiz böyle bir savaşı beklemiyorduk. Ne olduysa bir gecede oldu. Tamamen politik sebeplerden." Ve eklemiştim; "Dönünce gördüm ki burada da bir gecede her şey değişebilir"

İçerisinde bulunduğumuz politik zeminin iç savaş için elverişli olduğu kanaatindeyim. Bunu pek çok yazımda dile getirdim(bkz:İstanbul Beyrut Olmasın). Fakat içimden hep "kuruyorsun" diyip korkumu dizginlemeye çalışıyordum. Bu gün iç savaş olasılığından ilk defa gerçekten korktum.

Mehmet Ali Birand Milliyet Gazetesi internet sitesindeki köşesinde bu gün "İç savaştan veya darbeden korkuyorum" demiş. İşte bu cümle beni gerçekten korkuttu.

Mehmet Ali Birand'ın usta gazeteci olupta benden daha öngörülü olması v.s. gibi sebeplerden ziyade şu anda Doğan Medyası'nın haber kısmının başında bulunan bir insanın böyle bir cümle kurması beni korkuttu. Zira geçmiş deneyimlerimiz şunu söylüyor bize; Doğan Medyası ülke gündemini yönlendirme konusunda uzman. (28 Şubat sürecinden tutun K. Irak'a ordunun girmesine kadar.) Yani Türkiye ne zaman bir kırılma noktasına sürüklense Doğan Medyası kırılma zeminini hazırlama konusunda uzman. İşte bu yüzden korktum. Ve yabi gözümüzün önünde duran gerçekler.

  • Farkındamısınız bilmiyorum ama P.K.K.'nın saldırıları yine tırmanışa geçti. En son Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde sebepsiz yere bölge alevlendirilmişti. (Durduk yerde P.K.K. neden baskın yaptı anlayamadık.) Geçen gün yine aynı şey oldu. Karakol bastılar. Bölge her an bir iç savaşa gebe.
  • A.K.P. ve D.T.P. hakkında açılan kapatma davalarını biliyoruz. Üzerinde fazla durmaya gerek yok.
  • Ergenekon çetesi, sonuna takılan "çete" sıfatı her ne kadar zihinlerimizde olayı mahalli bir boyuta indirgeyip küçültse de gerçekten ciddi boyutları olan ve Doğan Medyası tarafından görmezlikten gelinen bir konu. Hırat Dink'in öldürülmesinden tutun Malatya Katliamına kadar pek çok konuyla bağlantılı bir olay. Orduyu darbeye teşvik suçlaması bile var. İlhan Selçuk'tan Perinçek'e, Paşalardan işadamlarına kadar bir sürü bağlantısı var Ergenekon'un. Bence Susurluk Ergenekon'un yanında mahalle çetesi kalır.
Mehmet Ali Birand'ın yazısını okuduysanız yazının bir tehdit niteliğinde olduğunu da görürsünüz. Direk olarak Tayyip Erdoğan'ın atacağı adımların önemli olduğunu ve ülkeyi iç savaşa götürüp götürmemenin kendisinin elinde olduğu üzerine basarak vurgulanmış. A.K.P.'nin medyayı ele geçirme operasyonuyla ilgili olarak "Bize Dokunmayın, Doğan Medyasından Uzak Durun!" şeklinde algılanabilecek bir yazı niteliğinde de algılanabilir. Ve işte benim asıl korkum burada yatıyor. A.K.P. Doğan Medyasına dokunmaya kalkarsa Türkiye'de iç savaş çıkar.

Bu arada Türkiye'de bir iç savaş çıkması konusunda istekli olan gurupları tanımak ve Güneydoğu'daki meselenin neden yıllardır bitmediğini anlamak için Savaş Tanrısı adlı filmi izlemenizi şiddetle tavsiye edeceğim. İnanın bana savaş konusundaki algınız, tarih kitaplarında anlatılan her şeyi yadsıyacak ve savaşa bakış açınız çok değişecek.

BLOG GURULARINDAN BLOG DERSLERİ!

4 YORUM


Ben sıkıldım artık. İnsanlar yazı yazmayı bırakmışlar blog yazmaya başlayanlara ders veriyorlar. Başlıklar güzel, cezbedici "Blog nasıl yazılır?" , "iyi blog yazma rehberi" veya "Blog yazarlarına alternatif konular" Aslında beni bu yazıyı yazmaya iten sebep bu sonuncu başlık oldu. Wolkanca'dan readerime düşen yazıya bir göz atayım dedim. Yazının içerisinde başlıkla alakalı tek bir cümle olmadığı gibi bir de iddialı bir ara başlık var "Blog yazarken nereden ve nasıl kimsenin değinmediği konular bulabiliriz?" (içimden "rüyaya yatın" demek geldi) Dediğim gibi başlıklar güzel ve fakat içerikte bir şey yok. Bırakın bir şey olmamasını şöyle de saçma bir 7.madde var; "Wolkanca'yı sık sık takip edin. Reklamını yapmak adına değil gerçekten yazarlarının kaliteli ve bilinçlendirici yazılar yazdıklarına inanıyorum. Aradığınız bir çok içeriği bulabileceğinize inanıyorum."

  • Blog yazmaya başladığım ilk günleri gözümün önünde canlandırdım. Ne olduğunu bilmediğim bir konuda elbette araştırmalar yaptm. Buna benzer bir sürü yazı okudum. Blog yazımında şekil konusunda insanlara yardımcı olabilirsiniz ama içerik konusunda asla. İçerikle ilgili insanlara bir şey söylemeye kalkarsanız, yönlendirmeye çalışırsanız hele ki yukarıdaki başlıklar gibi iddialı başlık atıp ardından "Wolkanca'yı takip edin" gibisinden zırvalarsanız bu insanları kandırmaya girer. Malum, blogları en çok takip edenler blog yazarları. Yukarıdaki gibi maddeler peşinden koşanlar ise blog yazmaya yeni başlamış insanlar. Ve bu başlıkların amacı sadece ve sadece işe yeni başayanları kandırarak trafik artırmak. Aldatmaca yani, insan kandırmaca. Bir nevi seo uzmanı çakallar ya arkadaşlar, işlerini iyi biliyorlar. Başlığın altına "çocuk pornosu ile ilgili bir içerikle yayın yapın" deseler diyeceğim ki "hakkaten alternatif bir şey sunmuşlar insanlara." Ama bu bile yok. (Yazıya bırakılan yorumlardan biri şöyle: seks üzerine yazan blogcu aranıyor:)
  • Bir de sevgili gurularımız iktisat teorisyenleri gibi "hedef kitle" lafını dillere pelesenk etmişler ki dersiniz "adamlar herhalde eskiden HSBC'nin genel müdürü filandı, iktisat teorilerinin altını üstüne getirip pazarlama stratejilerinin dibine vurmuşlar sonra işi gücü bırakıp blog yazmaya başlamışlar." Yok öyle bir şey. "Hedef kitle" dedikleri şey işte bu; "blog yazmaya yeni başlayan insanları nasıl kandırırım?" Kendinize "hedef kitle" ararken bir bakmışsınız başkalarının "hedef kitlesi" olmuşsunuz ve sömürülüyorsunuz. "Hedef kitle" kavramı bloglar için pek geçerli değildir. Kendinize bir kitle belirleyemezsiniz. Daha doğrusu internet ve google kullanabilen herkes bir blog için "hedef kitledir" İçeriğinizi beğenip kendi takip listesine eklerse sizi ne ala. Gerisi yalan dolan. Daha doğrusu, arkadaşlar Amerika veya Avrupa'daki internet alışkanlığıyla Türkiyede'ki internet alışkanlığını eşit zannedip, buralarda blog yazmaktan iyi paralar kazanan insanların yazdıklarını Türkçe'ye çevirip yayınlıyorlar. Sonra da kendilerinden bir şey çalındı mı "İmdaaatt içerik hırsızlarııı" diye yaygarayı koparıyorlar. Bizdeki blog aleminde dolaşan "hedef kitle" kavramının kökeni budur. Eğer blogunuz İngilizce değilse hiç aldırış etmeyin. Gülün geçin. İlla kendinize Türkiye üzerinden bir hedef kitle arıyorsanız pornagrafik içeriğe yönelin. Böylece hedef kitleniz interneti porno kanalı zanneden abazan Türk erkekleri olacaktır.
  • "Blog yazarken özgün olmaya çalışın" bir tavsiyedir. Ama "Blog yazarken nereden ve nasıl kimsenin değinmediği konular bulabiliriz?" diye aşlık atıp "Wolkanca'yı takip edin" diye madde eklemek ahlaksızlıktır. Bize büyüklerimiz insanları kandırarak para kazanmanın yanlış olduğunu öğrettiler. Bu örnek işte bu yanlışa girer.
  • Bu bağlamda blog yazarlarına bir tek tavsiyede bulunulabilir. Blog yazarken şekil konusunda (templatesler, widgetler, adsense reklamlarının konulacağı yerler v.s.) google'da arama yaparak bir sürü faydalı bilgiye ulaşabilirsiniz. Pek çok blog bunlara yer veriyor. Fakat sakın ama sakın blog içeriğiyle ilgili başlıklara kanmayın. İçerik zaten sizin içinizden gelenin bir yansıması olacağı için başkalarından istesenizde yardım alamazsınız. Sadece ve sadece kandırılmış olursunuz. Yukarıdaki gibi.
  • İlla içerikle ilgili bir şeyler peşindeyseniz elinizden geldiğince çok blog gezin. Bu işi daha iyi kimse öğretemez size.
  • Ve blog yazmaya yeni başlayanlar için hayati bir not; sakın ama sakın blogunuz herşeyiniz olmasın. Sonra tanımadığınız bir sürü insanla kavga eder, mahkemelerde sürünür, bir sürü emek verdiğiniz blogunuzu kapatmak zorunda kalırsınız. Siz siz olun başkalarının dediklerine kulak asmayın. İnsanoğlu her konuda kendi yolunu bulabilecek içgüdüye sahip. Yeterki istesin.

Ayrıca bkz; çingeneye beylik vermişler, ilk önce babasını asmış. (Beyliği veren blog ödülleri olsa gerek)